MUTLULUK

MUTLULUK
(Mesude ve Cengiz’e)

HEP BÖYLE GÜZEL GEÇSİN YILLAR, SİZİN SARIP IŞITTIĞINIZ KADAR
NE DENİZLER SARSIN SİZİ, NE YILDIZLAR IŞITSIN.

TATLI BAKIŞLARINIZDA ERİSİN, KÖRDÜĞÜM OLSUN EZEL,
DOĞA’NIN HOYRATÇA VERDİĞİ SANCI VE HAYAL BİTSİN.

HAYAT DOLU GENÇLİĞİNİZ MUTLULUKLA YÜRÜSÜN,
BİTMESİN TATLI RÜYANIZ, EBEDİYEN SÜRSÜN.

Ahmet Nişancı
15 Eylül 1971, Çarşamba, Saat:20.00

E…’e

E…’e

ENGİN BİR SUDUR DENİZ
DOLUYUM BEN ONUNLA
İÇİMDE KAYNAYAN VOLKAN
ZEYTİN RENGİ BİR DENİZ

TATLI BİR DENİZ
OLGUN BİR DENİZ
LALELER GİBİ AÇAN
KIRMIZI GÜN IŞIĞI
UMUT DOLU
NADİDE BİR DENİZ

Ahmet Nişancı
13 Mart 1963

KADINLARIMIZ

KADINLARIMIZ
Arttıkça mutluluğa özlemim
Siz gelirsiniz lepiska saçlarınızla usuma,
Bahar yağmurlarının çisentisinde,
Ayvalık’ta bir zeytin bahçesi
Gözleriniz gelir,
Ve beni Boğaziçi’nin temmuz bunaltısından alan
Gök kuşağı kollarınız…
Alır götürür beni kollarınız Rumelihisarı’nda
Mahzenlerin aydınlattığı şarap kokularına…
Ellerimi kaybettiren kadehler
Bir şişe kızıl şarap kokusu aydınlığında
Sizi getirir bana;
Öperim güneş aydınlığındaki gül ellerinizden,
Ellerinizden yıldızlar düşer dudaklarıma,
Alırım ak ellerinizi avuçlarımın içine,
Dünyam değişir,
Bir demet nar kırmızısı
Ya da beyaz gül ellerinizde
Mutluluğa uyanırım.

ÇORUH’UMA ŞARKI

ÇORUH’UMA ŞARKI
COŞTULAR MI SULARIN AKAR MI BOZ BULANIK
ÇALARLAR MI ÇOBANLAR KAVALI YANIK YANIK
GÖNLÜMÜ SANA VERDİM GÖZÜM KAPALI UYANIK
BEZENDİ Mİ BAĞ BAHÇE YEŞİLLİĞE ÇORUHUM.

TOMURCUKLAR AÇTI MI KOKARLAR MI MİS GİBİ
KABARDI MI SULARIN BİLİNMİYOR MU DİBİ
DAĞLARINDA VARMIDIR HÂLÂ FIRTINA TİPİ
YOKSA YAYILDILAR MI KOYUN KUZU ÇORUHUM.

AÇTI MI BAHÇELERİNTOMURCUKLARI GÜLLERİ
AL YEŞİL GİYDİ Mİ KIZLAR GELİR Mİ NAĞMELERİ
TOPLUYORLAR MI BAK HELE YAYLADAN SÜMBÜLLERİ
GÖZLERİMDE ÖZLEMLE TÜTÜYORLAR ÇORUHUM.

ÇİFTÇİLER NE ÂLEMDE BAŞLADILAR MI İŞE
KURUNTULU MU YİNE DAĞ BAŞINDAKİ MEŞE
O DENİZ ORMANLARIN VERİR İNSANA NEŞE
SOĞUK SULARIN YİNE BUZLUYOR MU ÇORUHUM.
Ahmet Nişancı
13 Mart 1960

2011’E ACISIZ KARŞILAMA DİLEKLERİ

2011’E ACISIZ KARŞILAMA DİLEKLERİ

DOĞRU BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI – 29 Aralık 2010
ahnisanci@gmail.com ahmetnisanci@windowsive.com

Tanrı tattırmasın acıyı
Komşu olmasın tatlımıza acı,
Yeniden yazılsın kaderler ilaç yerine
Kapımızın dışında yatsın acılar.

Doğru sözler cevherdir insana
Anlaşılmazmış çekilmeyince acı,
Hakka kavuşmak haktır
Dışında kalsın tatlıdan gelen acı.

Susmasın insan kor gibi yakarken acı,
Mutlu anlar çok, yoksulluk yok olsun
Olmasın ekmek acı,
Acılar çalmasın kapısını insanın.

Yeter küçük mutluluklar insana,
Olmazsa yanında acı.
Sonsuz sevinçler içinde unutulsa da
Hangi sevgiden daha değerli, asil, acı?

Dem vurulmasın acımadan
Kaybetsin hakkını acıma
Adalet hesap sorsun acımadan
Usandırılmasın insan acımalardan.

Hatırlamak acıyı başkasının acısında,
Kendimize acımak bu, bu bir bencilik,
Erdem gibi görülse de acımak,
Ağır gelir onurumuza.

Zor katlanır insan acınmaya,
Hele aç ise kalp,
Sağalmaz acı hekimin acımasıyla
Ruhu acı çekmeye yatkınsa insan.

İnsanlık dilinin en tatlı sözüdür “Af”
Adaletse suçludan öç almak,
Erdemdir bağışlamak,
Ve unutmaktır iyi insanların öcü.

Anlaşılsın bütün insanlar,
Af edilsin tüm günahları,
Çıkarcılar da dönsün yanlışlarından,
Kucaklaşsın doğu batı, kurt kuzu.

Başarının zekâtıdır af etmek,
Güçlüleri güçlü kılar af etmek,
Kendin anlamak, bilmektir af etmek,
İnsansa, vatana millete karşı sadıksa.

Alınmasın insanlardan ah,
Âşık’ın dilinde Allah’tır ah,
Yardan ayrı düşenler her an çeker ah,
Dertlinin dilinde bitmez asla ah!

Kalbin sözü sağır edermiş aklı,
Gönlün oyuncağı olurmuş akıl,
Beğenmeyen var mı ola aklını,
Eder yumuşaklığı düşmanları dost.

Son sözüm size güçlüler;
Kul olun, baş eğin insana, İnanıyorsanız Tanrı’ya
Geçici dünya.

Mutluluk herkesin hakkı
Varsa adalet güçlüde,
Alçakgönüllü olanın
Açıktır her zaman bahtı.

Öğrencilerim ve Öğretmenlik

ÖĞRENCİLERİM VE ÖĞRETMENLİK
Öğretmenliğin kutsal değerlerine tapındım her zaman,
Güzel öğrencilerim oldu bütün zamanlarımda;
Riyasız, özenli, gözlerinin içi gülen dikkatlerinde
Erirdi hüzünlerim birlikteyken…
Ne çok mutluluklar yaşadım onlarla, üzüntülerim de oldu,
Cevapsız acılarım da…
İlk öğretmenliğimde gözlerime ışık veren kaynaklardır onlar,
Levent delikanlılarımızdırlar kızlı erkekli,
Eğer üzülürlerse, isyanlarla ağlarım, kanatsız kalırım, yıkılırım onlarsız.
Rüyalarıma girerlerdi ömrüm boyunca;
İmtihanlar verirdim karşılarında sorumluca, bilinçli,
Milat onlarla var oldu benim için, sonsuz yaşayış da.

Verirler karşılıksız bütün sevgilerini, titrer yüreğiniz mutluluktan
Erir bütün yokluklar parlayan gözlerinde.

Özürsüzdür öğretmen öğrenmeye susamışken gençlik,
Görür gözü, duyar kulakları, hisseder ruhları geleceği,
Razı olunamaz asla azla yetinmelerine;
Eserler yaratacak, geleceği kuracak, ülkeyi kucaklayacak
Türküm, Doğruyum, Çalışkanım diyen Atatürkçü gençliktir bu,
Modern yaşamların sonsuz öğretilerini hak ederler her zaman,
Ezilmiş, yoksul zamanların anne babalarının umutlarıdırlar,
Naziktirler, zariftirler, kırılgan gururları okşanmak ister, haklarıdır,
Laik cumhuriyeti ve demokrasiyi güçlendirecek ve yaşatacak onlardır,
İsyan ediyorlarsa haksızlığa, yoksulluğa; kalkınacaktır ülke
Ülke kutlanacak ve kutsanacak bu gençlik sayesinde.
AHMET NİŞANCI 5 NİSAN 2014 – SAAT: 05.12

ÖZÜR DİLENESİ KADINLARIMIZ

ÖZÜR DİLENESİ KADINLARIMIZ
8 Mart 2010
“Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız…”demiş Nazım.
Ben: “Yaşamımızın- yokluğuna dayanılamaz -mutluluk pınarı kadınlarımız” diyorum.
Belki de haklı Nazım;

Her zorluğa koşarak çilelere alıştırdığımız,
Meclislerde aklını kısa görüp aşağıladığımız kadınlar…
Dövdüğümüz, sövdüğümüz, kovduğumuz,
Sevgimizden, gönlümüzden yoksun, hırpalanmış kadınlar…
Masum bakışlarında hüzünler, gizemler saklı,
Dirençli, zor günlerin ışığı, gerçeklerle barışık,
Dar günlerin yoldaşı, tüm dertlerin ortağı kadınlar…
Zarif, edalı bakışlarında gizemli, ömürlük acılar,
Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmediğimiz,
Su gibi besleyici, toprak gibi doğurgan aziz kadınlar…
Vakitsiz açılan çiçekler gibi, yüreği yangılar içinde kuma ,
Can yerine berdelimiz kadınlar…
Hevesi geçenin ittiği, yüzüne güneşin küstüğü,
Günyüzü görmemiş duygu yüklü kadınlar…
Rahminde dünyaya hayat veren,
Tanrıça da olsa bir gün göstermediğimiz, soldurduğumuz kadınlar…
Düzenimizin gururu, ömrümüzün varı, başımızın tacı,
Elleri öpülesi
Anamız, bacımız, karımız kadınlar…
* * * * * * *
KADINLARIMIZ
Arttıkça mutluluğa özlemim
Siz gelirsiniz lepiska saçlarınızla usuma,
Bahar yağmurlarının çisentisinde,
Ayvalık’ta bir zeytin bahçesi
Gözleriniz gelir,
Ve beni Boğaziçi’nin temmuz bunaltısından alan
Gök kuşağı kollarınız…
Alır götürür beni kollarınız Rumelihisarı’nda
Mahzenlerin aydınlattığı şarap kokularına…
Ellerimi kaybettiren kadehler
Bir şişe kızıl şarap kokusu aydınlığında
Sizi getirir bana;
Öperim güneş aydınlığındaki gül ellerinizden,
Ellerinizden yıldızlar düşer dudaklarıma,
Alırım ak ellerinizi avuçlarımın içine,
Dünyam değişir,
Bir demet nar kırmızısı
Ya da beyaz gül ellerinizde
Mutluluğa uyanırım.

ULUS KİMLİĞİNİ BULACAK

ULUS KİMLİĞİNİ BULACAK
Kırık toynaklarıyla tırmalayan,
Soyu bozuk, sütü bozuk
Toy nesilleri de gördü sonunda bu yurt!
Düşman uzanımlarında sömürüye, bölücülüğe açık,
Ulusa kapalı.
Soysuz! Tehditlerin en zorbasıyla yükleniyor
Birlik kurup düşmanla,
Anlaşılmaz, alışılmazlıklar dayatıyor
Kalbine vuruyor ulusun,
Şaşkın yurttaş, oğul, kız, kızan.

Vermiş elin oğlu ile el ele içimizdeki şeytan,
Ergenekon’dan dağlar eritip çıkmış kahramanlarını
Sokmaya çalışır Ergenekon’la içeri,
Ama tepecek geri
Verir mi bu ulus
Egemenliğini.

Dinamizmiyle üretken soylu gençlere
Barikatlar kurmuşlar,
Kan kusturur, zehir saçar suları,
Darbelidir copu!
Halkın öz çocukları o güvenlikçiler
Anlayacaklar er geç vurduklarının
Anaları, avratları, bacıları olduğunu
Ve görecekler doğruyu,
Bulacaklar güzeli, iyiyi!

Yıkamazlar, asla!
“Türküm, doğruyum, çalışkanım” diyen budunu,
Bölemezler şu bu ayrımıyla binlerce yıllık ulusu,
Bu ulusun halkı insanlığın en öncesinden, en ulu’su!

Görecek er geç doğru yoldan sapkınlar
Büyüklüğünü ulusun,
Korkusu düşmüş içlerine yolsuzlukların,
Bellidir kaygılı duruşlarından,
Dönüşü yok pişmanlıkların,
Görülecek hesapları kalmadan öteye,
Hemen, şimdi, gecikmesiz,
Âdil ve hakça!

29 Ocak 2014
Ahmet Nişancı

YÜCE AD’I KULLANANLAR – Ahmet Nişancı

YÜCE AD’I KULLANANLAR
Yüce Ad’ına sığınarak güzelliklerini her gün yıkıyorlar
Ne zaman, nasıl, hangi güç “Dur!” diyecek bu gidişe?
Köleleştirilmişleri senin affına ulaştıran Resul’ün gibi
Bir kurtarıcı olarak geleceğin günü bekliyor ezilmişlerin.
Senin Yüce Ad’ına sığınarak düzenli dünyanı,
Güzel ve günahsız kullarını yakıyorlar,
Zindanlara atıyorlar acımasızca, haksızca,
Senin Yüce Ad’ını kullanarak çekmişler kılıçlarını
Doğruyorlar ülkemin güzel insanlarını.
Senin Yüce Koruyuculuğuna inananlar
Ne yazık ki inanıyorlar Ad’ını kullananlara,
Ve kurtulamıyorlar kötülerin sofralarından.
“Oku” diye başlayan ilk emrini anlamayanlar
Sildiler bilimin öncülüğünü, tekniğin verilerini,
Sadece yat –kalk talimdedir aldatılmışlar
Senin adına kırbaçlar altında.
Senin Yüce Ad’ına çalmalar, çırpmalar,
Senin Yüce Ad’ına hukuksuzluklar, adaletsizlik,
Senin Yüce Ad’ına yalancı namazlar, oruçlar,
İnanırmış görünüşlü aldatışlar.
Yetimlerin, öksüzlerin günahsızlığına sığınacak
Ve yatacak yeri olmayanların geldiği noktaya
Kim ”dur !“ diyecek Yüce Ad?
5 Haziran 2013

İHTİLÂLİN ADI MUSTAFA KEMAL – Ahmet Nişancı

İHTİLALİN ADI MUSTAFA KEMAL
ÇAĞDAŞ MARMARİS – BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI 19 Mayıs 2009

Türkün büyük zaferinin bayrağı Atatürk,
Zorluklar yok oldu güçlü omuzlarında,
Yayından fırlamış alevden bir oktun
Karanlıkları yıkan milletinin önünde.

İnançtın bağımsızlığa,
Halkına yürektin,
Bilgeydin, bütün bilgelerden üstün, örnektin,
Yoktu çaresizlik senin sözünde,
Tektin liderlikte halkın gözünde,
Ulus toplanmıştır senin özünde.

Ve bütün mazlum uluslara ümit,
Tüm insanlara özgürlük,
Bağımsızlık tüm halklara,
Ve barış yüklü ihtilal,
Bir bilinmeyen, bir gizem düşmana;
Mustafa Kemal adı…

Açtı, çıplaktı, sahipsizdi Anadolu,
Alınmıştı elinden silahları;
Zordu, çok zordu yokluktan var etmek,
Ama senin için yoktu yokluk demek;
Bulunur dedin para,
Kurulur dedin ordu,
Yenilir dedin düşman,
Ve hepsini yaptın,
Başardın ulusun için,
Çok ulusun!

Ad oldu ihtilale adın;
Mustafa Kemal İhtilali!

Kalktı ayağa Anadolu,
Ad oldu ihtilale;
Anadolu İhtilali!

Durur mu Mustafa Kemal Gençliği,
Dirildi ve dingin,
Bağımsızlık, barış ve uygarlık için
Nöbetine durdu ulusun,
Nöbetçi Gençlik” oldu
19 Mayıs adı!