BİR SOKAK BİR OLAY

BİR SOKAK BİR OLAY

BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI 28/08/2008
a-nisanci@hotmail.com

Hastalıklar, tedaviler ve ölüm içeren birkaç aylık Marmaris’ten ve Çağdaş Marmaris Gazetesi’ndeki köşemden uzak kalmışlığımı gidermek için bilgisayarımın başına oturmayı planlamışım. Sabah yürüyüşünden dönüyorum. Eve gelip eşimle kahvaltımı yapacağım, günlük gazetelerimi gözden geçirip, yoğun Türkiye gündeminden bir seçki yapıp yazımı yazacağım. Ama ne mümkün! Bir komedi mi diyelim, yoksa dram ya da trajedi bir olayla ve bir sokağın görüntüsüyle öyküye dönüşen bir yazıyla başlamak zorunda kalıyorum aylar sonrası; gazetem ve okuyucularımdan af dileyerek ve sorunları dile getirmeyi yarına erteleyerek.
………………………………………………………………………………………………….

Bir adam, üzerinde “Süper Market” yazılı mahallenin bakkalından
Gazetelerini, kahvaltılıklarını almış, caddenin bir köşesi ile sokağın baş köşesini kaplamış büyükçe bir otelin önünden çevresini gözleyerek sokağına girmiş yürüyecek. Otelin bahçesindeki havuzda sabah sabah serinleyen ya da yanındaki gölgelik açık alandaki masalarda neşe içinde ve dünyanın bütün dertlerinden uzaklaşmış bir biçimde sabah kahvaltısını yapan turistler.
Otele çıkan merdivenlerin önünde, sokakta, ortak giyimlerinden otelin hizmetlerini gördüğü anlaşılan birkaç kadın hem konuşuyor, hem de çalışıyorlar. Birisi hortum tutmuş su sıkıyor, diğer ikisi çarşaf büyüklüğünde bir bezi yıkamışlar karşılıklı sıkıyorlar otelin önünde. Kısa boylu futbol topu gibi şişman olan dördüncü bir kadın, diğer kadınlara direktifler verirken, zayıf, ince uzun boylu bir genç erkek beliriyor yanlarında, on sekiz yirmi yaşlarında. Şişman kadın, belli ki bu çalışanların hepsinin başı durumunda:
“Arif !” diye sesleniyor tok bir sesle şişman kadın. Otoriter, tehdit ve ürküntü veren bir sesleniş.
“Buyur abla .” demesiyle yeniden kükrüyor kadın.
“Ne ablası be! Kaç kere söyleyeceğim “Gülesin Hanım” diyeceksin diye.
“Af edersin Gülesin Hanım, unutuyorum işte.”der demez:
“Bu izmaritler ne burada?” Otelin giriş merdivenlerinin önündeki daha yeni atıldığı tütmelerinden anlaşılan izmaritleri gösteriyor Gülesin Hanım. Delikanlı:
“Ama abla, biraz önce temizledim.” Diyor. Kükrüyor Gülesin Hanım:
“Germe beni Arif! Ne ablası ulan! Daha yeni söyledim, geri zekâlı mısın? Fena yaparım seni!”
Arif’in yelkenleri iniyor, boynunu büküp, sokağın karşısında birkaç adım aşağıdaki aralıktan diğer binaya girip- anlaşılan o bina da bu otele ait- sokak süpürgesiyle, uzun saplı sokak tipi faraşını alarak izmaritlerin başında iş başı yapıyor anında. Gülesin Hanım meydan savaşı kazanmış bir komutan edasıyla :”Hah şöyle işte!” diyor.
Adam sokağı gözden geçiriyor. Dalları sokağa açılmış bir incir ağacının meyveleri olgunlaştıkça sokağa dökülmüş ve gelen geçen araçlar, insanlar tarafından çiğnenmiş, cılkı çıkmış bir görünümde duruyor otelin karşısında. Biraz aşağıda belediye’ye ait iki büyük çöp kutusu. Birinin kapağı kopmuş, bir kenara bırakılmış, diğerinin kapağı açık ve etrafı çöp kokuları sarmış, çöp kutularının altından akan kirli bulaşık suları nedeniyle. O kokular kızgın güneşte daha da yayılacak ve bütün sokağı kaplayacak güneş yükseldikçe. Birkaç kedi yeni atılan bir ev atığı torbanın verdiği korkuyla dışarı fırlıyor çöp kutularının içinden. Bir kadın tasmalarla bağlayıp gezmeye çıkardığı beş-altı köpeğiyle yanlarından geçip gidiyor. Biraz ötede yer yer köpek pislikleri, ezilmiş, çiğnenmiş. Otelin giriş merdivenlerinin dışında sokağın her alanı çirkin bir görünüm içinde, ama şişman kadın otelin önünden başka yeri görebilecek birikimden yoksun. Ama turistler de, vatandaşlar da oradan her geçişlerinde burunlarını tutuyorlar. Adamın yanında ikinci bir adam beliriyor o anda, elinde sabah gazeteleri. Birinci adama yönelerek konuşuyor:
“Yakında mı oturuyorsunuz?”
“Bu sokakta oturuyorum. Ya siz?”
“Karşı sokakta. Daha birkaç gün oldu taşınalı.”Konuşmalara kulak misafiri oldum da. Kaça çalışır acaba o delikanlı? Kadın bitirim. Amma da azarlıyor. Ama az ötesini göremiyor.”
“Az ötesini gören mi kaldı beyim? İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluklar almış başını gidiyor.”
O sırada bir araç sokağa girip otelin yanında park etmiş bir aracın yanında duruyor, bagajını açıp bir şeyler indiriyor, arkasından sokağa giren bir diğer araç daralan yoldan geçemeyince, sürücüsü pencereden başını uzatıp sesleniyor yolu kapatan aracın sürücüsüne:
“Hop birader, nereden aldın ehliyeti, bakkaldan mı?”
“He ya bakkaldan! Acelen varsa arka sokaktan geçiver. Görüyorsun eşya boşaltıyoruz otele. İşimiz acele.”
“Benim de bu sokakta işim var. Yol ver de geçeyim.”
“Arka sokaktan gir” dedim değil mi?”
“Başlatma arka sokağından, çek ulan arabanı!”
“Ulan senin babandır! Çekmiyorum ulan!”
“Ben sana çektirmesini bilirim!” diyen sonradan gelen sürücü arabasından kalınca bir sopa alıp arabadan indi ve birinci sürücünün üzerine yürüdü. İri yarı, kocaman gövdeli bir adam. Yolu kapatan sürücü sıskaca, üflesen yıkılacak denli ufak tefek. O da arabasının bagajından kaptığı bir demir levye ile dikiliverdi iri kıyım adamın karşısına. Yoldan geçen birkaç kişilik büyüklü küçüklü turist gurubu korkuyla kaçıştılar. Otelden çıkan yaşlı bir bey kenara çekilirken ayağı kayıp iki kabadayı sürücünün arasına düştü. İki yeni tanışmış komşu öne atıldılar, yaşlı adamı yerden kaldırırken, sürücülerin kavgasını durdurmak için önlerine durdular:
“Deli misiniz gençler, ne yapıyorsunuz?” demeye kalmadı bir sopa birinci adamın omuzuna, bir sopa ikinci adamın omuzuna iniverdi. Adamlar çekiliverdi aradan. İki sürücü birbirine girdi. Otelden çıkan iki otel çalışanı genç delikanlı ve sıska Arif “ Ne duruyorsunuz, yardım edin Faruk Ağbinize !”diyen Gülesin hanımın işaretiyle giriştiler iri yarı sürücüye. Dördü bir olup iri kıyım sürücüyü evire çevire bir güzel dövdüler, yere yatırıp tekmelerken, otelde yemek yiyenler, havuzda yüzenler şaşkınlık içinde kavgayı seyretmeye koyuldular, acayip sesler çıkararak ve kendi aralarında herhalde ayıpladıklarını konuşarak. Oradan tesadüfen geçen bir polis aracından inen üç resmi giyimli polis yerlerde sürüklenen iri kıyım adamı dört bıçkın delikanlının elinden aldılar. Adam yerden kalktı “Ben size sonra gösteririm.” Deyip, küfürler savurarak arabasına binip çekip gitti. Ortada şikâyetçi de kalmayınca polisler de gittiler.
. Ne sokağın pisliği, ne şişman kadının zevk ala ala emir verdiği kadınlar ve genç adam, ne de yoksulluk, yolsuzluk kalmıştı ortalıkta. Zorbalar ve zorbalık her şeyi unutturmuştu.
Yedikleri iki sopayla iki yeni komşu ortada kalakalmıştı.