KİM ATATÜRKÇÜ, KİM GERİCİ?

Taha Kıvanç
t.kivanc@yenisafak.com.tr

________________________________________

Kim Atatürkçü, kim gerici?
Şimdilerde siyasetten elini çekmiş görünen Yıldırım Aktuna Meclis’te konuşma yaparken kendisine lâf atanlara, “Senin bana ne dediğin önemli değil, ama ben sana deli dersem…” diye başlayan bir cümleyle mukabele ederdi. Psikiyatri mütehassısı olduğundan onun birine “Deli” demesi işi bitirirdi çünkü…
Gazetelere yansıyanlara bakıyorum, ‘irtica’ kavramı da benzer bir kadere sahip olmaya başlamış. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) saflarında buluşan Jandarma Genel Komutanlığından emekli Org. Şener Eruygur ile İstanbul Üniversitesi eski rektör yardımcısı Prof. Fatma Nur Serter birilerini ‘irtica’ ile suçlamışlar… Bir eski asker ile eski bir üniversite yöneticisinin ADD üyesi olarak birine “Gerici” demesi bayağı etkili bir suçlama sayılır.
Yalnız bu defa bir sorun var: Şenuygur ile Serter’in ‘irtica’ ile suçladıkları kişiler de ADD üyesi insanlar… Haklarında hem ‘Atatürkçü’ hem de ‘gerici’ ve ‘Fethullahçı’ sıfatları kullanılan Yılmaz Dikbaş ADD üyesi; Mahmut Özyürek ise ADD Isparta Şube Başkanı… Dikbaş ve Özyürek de, Eruygur ve Serter’i “Atatürkçülük maskesi altında Protestan misyonerlerine âlet olmak” ile suçluyorlar…
Şaşırdığınızı bildiğim için bu konuya giriyorum, ben şaşırdım çünkü. Sorun galiba ‘Atatürkçülük’ konusuna yaklaşım ve yöntem farklılığından kaynaklanıyor: Eruygur ve Serter ‘pragmatik Atatürkçü’ sayılabilir; ‘Fethullahçı’ olmakla suçlanan Dikbaş ve Özyürek ise ‘katı Atatürkçü’ sınıfına giriyor…
Org. Eruygur ile Prof. Serter ADD’ye üye olup yönetime girmeden önce Çağdaş Eğitim Vakfı’nın (ÇEV) yönetimindeydiler. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV) ile ÇEV ortak zeminde buluşabilen örgütler… İlkinin başında Türkân Saylan var, diğerinde ise Yaşar Yaşer; ÇEV başkanı da Yaşar Bey’in eşi Gülseven Yaşer…
Gülseven Hanım’ın başında bulunduğu ÇEV, Eruygur ve Serter’i de saflarına katarak daha bir güçlenmiş… Yaşar Yaşer’in başında bulunduğu SEV ise, Amerikan misyonerleri tarafından ülkemizde eğitim faaliyetlerine katkıda bulunmak üzere 19. yüzyılda kurulmuş American Board Heyeti’nin (ABH) mirasçısı; yıllar önce, ABH, varlığını SEV içerisine katarak ülkemizden çekildi. Misyonerlik iddiasının temelinde ÇEV ve SEV gibi örgütler ile ABH ilişkisi yatıyor, sizin anlayacağınız…
Benim ‘Pragmatik’ buluşumun sebebini sanırım anladınız: SEV nasıl Amerikalı bir dinî kuruluşun varlığını kendi varlığında koruyorsa, ÇEV de Avrupa Birliği (AB) kaynaklarından yararlanmakta beis görmüyor. ÇEV’in internet sitesine girdiğinizde, sitenin en görünür yerinde, 15 yıldızlı AB bayrağı ile “Çağdaş Eğitim Vakfı Avrupa Birliği Destekli Projeleri’ başlığı karşınıza çıkıyor.
Meraklıyım ya, sitenin o bölümüne tıkladım, aa o da ne, ÇEV gerçekten dikkatimizden kaçmış muazzam AB projeleri üstlenmemiş mi? Projelerden biri ‘Hayata Bakış’ adını taşıyor. 24 ay süreli projenin hedef kitlesini okuyalım: “Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan 13-19 yaş arası genç kız ve genç erkekler, öncelikle öğrenim dışı kalmış gençler, genç kadınlar, daha sonra öğrenciler ve çalışanlar…”
ÇEV, dolayısıyla yönetiminde bulunan Org. Eruygur ve Prof. Serter, Doğu Anadolu’ya dönük bu proje için AB’den maddî destek almakta ve bunu üyelerine iftiharla duyurmakta bir sakınca görmemiş… Benim ‘pragmatizm’ dediğim bu; “Domuzdan bir kıl koparmak kârdır” diye düşünmüş olmalılar…
Yılmaz Dikbaş ile Isparta ADD Başkanı Mahmut Özyürek ise ‘katı Atatürkçü’ denilebilecek insanlar… ‘Tabuta Çakılan Son Çivi: Avrupa Birliği’ adlı kitabın da yazarı olan ve kitabında AB’den para alan örgütlerin listesini ibret-i âlem olsun diye sunan Yılmaz Dikbaş’ın, AB kaynağı kullanmayı ‘tabuta çakılan çivi’ saymasını doğal karşılamak gerekiyor. ADD başlıklı kâğıtlarda “Yurt içi ve dışından para kabul etmemekten gurur duyuyoruz” yazarmış; bu yazı bir ara kaldırılmış, sonra yeniden eklenmiş…
Cumartesi günü bazı Atatürkçü örgütler Ankara’da miting düzenlediler. Bu çıkıştan iktidara tâlip bir siyasî parti omurgası oluşabileceği beklentisi var; zaten konuşmacılar da müstakbel birer politikacı gibi konuştular mitingte. Bulundukları konum ve sunum açısından benim gözümü doldurduklarını söyleyebilirim. “Pragmatikler mi öndeydi, yoksa katılar mı?” merakıyla gözlediğimde, Türkan Saylan’ın ön planda bulunuşundan, partileşme sürecindeki Atatürkçü çizginin pragmatikleri yeğlediğini çıkardım…
Yılmaz Bey ve Mahmut Bey kusura bakmasınlar, güçlü olan o çizgi: American Board’ın mirasçısı SEV’in yönetiminde Şevket Sabancı ve Bülent Eczacıbaşı gibi büyük işadamları bulunuyor…

Atatürk’ün Vahdettin ile Görüşmesi

——————————————————————————–
To: ;
From: serdarbolat@superonline.com
Date: Sun, 16 Nov 2008 19:12:24 +0200
Subject: HABER AJANSI Atatürk’ün anlatımıyla Vahdettin ile son görüşmesi

Atatürk’ün Vahdettin ile son görüşmesi
+++++++++++++++++++++++++++++++++

Can Dündar’ın “Mustafa” filminde, Vahdettin, Atatürk’e diyor ki:
“Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir, tarihe geçmiştir. Bunları unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin.”
Atatürk de atlıyor gidiyor Samsun’a. Demek milli mücadeleyi Vahdettin başlatmış. Seyircilerde uyanan izlenim bu.

Vahdettin gerçekten böyle mi söylemiş?
Evet, bunu Atatürk yazmış, doğru, Vahdettin gerçekten böyle demiş.
Ama Atatürk’ün yazısının devamı var ki, Can Dündar filmde bu kısmı makaslamış.

Atatürk,Vahdettin’in yukardaki sözlerini aktardıktan sonra, devamla diyor ki:
“Bu son sözlerden hayrete düşmüştüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konuşuyor? O Vahdettin ki, yabancı hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temas arayarak, devletini ve saltanatını kurtarmaya çalışıyordu. Bütün yaptıklarından pişman mı idi? Aldatıldığını mı anlamıştı?
Çok iyi anladığım, veliahtlığında, padişahlığında, bütün his ve fikirlerini, eğilimlerini, sahtekarlıklarını tanıdığım adamdan nasıl yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak lazımdır; istersem bunu yapabilirmişim. Nasıl? Hemen hüküm verdim: Vahdettin demek istiyor ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanağımız İstanbul’a hakim olanların siyasetine uymaktır. Benim memuriyetim, onların şikayet ettikleri meseleleri halletmektir. Eğer onları memnun edebilirsem, memleketi ve halkı bu siyasetin doğru olduğuna inandırabilirsem, ve bu siyasete karşı gelen Türkleri yola getirebilirsem, Vahdettin’in arzularını yerine getirmiş olacaktım.”
(Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt 3, sayfa 99)

Vahdettin, “yetkisiz” müfettişlik görevini Atatürk’ü İstanbul’dan uzaklaştırmak için veriyor. Atatürk, devlet içindeki vatanseverlerin yardımıyla talimatnameye “Anadolu’nun her yerine emir verebilme ve Samsun’dan başlayarak bütün Doğu vilayetlerinin kumandanlığını sağlayacak” iki maddeyi gizlice ekletiyor. İmzasız, ama sadece mühür basılmış talimatname ile ayrılıyor. Resmi görevi: “Türkler Rumlara eziyet ediyor mu?” araştırmak, ve “Türkler milli teşkilatlar kuruyormuş, onları bastırmak”.

+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
Aydınlık, 9 Kasım 2008,
Şule Perinçek’in yazısından alıntıdır
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

ORTAOKUL ÖĞRENCİSİNDEN ATATÜRK TANIMI

AŞAĞIDAKİ YAZIYI BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİ, OKULUNUN DUVAR GAZETESİNE
YAZMIŞ.

İNANILMAZ GUZEL VE FARKLI BİR BAKIŞ AÇISI
İYİ DE YAPMIŞ.

BOL MİKTARDA İLETELİM LÜTFEN…

Bu ülkede yasayan her insanin bağımsızlığını ve demokrasisini
borçlu olduğu
insan:

ATATÜRK…

Gençliğinde kot pantolon giyememiş.

Sevgilisinin elinden tutup
hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş…
Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak
şirketinin,
first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş…

Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej
esliğinde
Mercedes’lerle gezememiş Anadolu’yu…
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan
ayağında
spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş…
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren
mini etekli
ponpon kızlar da yokmuş…
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir’den denize
döktükten sonra
timsah yürüyüşü de yapmamışlar…
Ülkesinde yapacağı devrimleri, unutmamak için not
alacağı bir
cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde
bulunacakları
da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks
çekemeden,
İsmet Pasa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden
gitti ..

Lozan Zaferi’nden sonra veya Cumhuriyet’in ilanından sonra
arabaya atlayıp
sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur
atamadı.

Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk’e acıyorum…

Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir
dönemde dünyaya gel,

sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini
getir. Aaaah ah…
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip, içip rock yapmak,
babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken…
Bunları yapmadı Atatürk…

Keyif çatmadı…
Tüm hayatini ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı…

ISTE ONUN IÇIN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK HER FIRSAT ELINDE VARDI. O ISE
SADECE
BU MILLETIN BAGIMSIZLIGINI ISTEDI.

BÜTÜN SUÇU

2 KADEH RAKI IÇMEKTI
O KADAR…..

MUSTAFA KEMAL GİBİ DÜŞÜNMEK

________________________________________
BU YAZIYI SEVDİKLERİNİZE GÖNDERİN…

Tarih, 18 Mayis 2002… Yer, İtalya’nin Perugia kenti…
Genç Türk isadami Utku Oguz, bilgisayarinda kayitli son Atatürk
fotografini projeksiyon makinesinin aydinlattigi duvara yansitip sözlerini tamamladi:
– İste, Anadolu aydinlanmasinin temeli olan Türk Devrimi budur…
Perugia’nin önde gelen kisilerinin olusturdugu Felsefe ve Tarih Kulübü’nün üyeleri ve konuklar büyük bir coskuyla alkisladilar genç adami. Genç adam da bir saatlik “1918 – 1939 arasi Türkiye ve Atatürk Reformlari” konferansinin gördügü ilgiden mutlu, biraz da saskindi!..
Kulübün baskan yardimcisi İtalyan dostu bir süre
önce, “Su hayrani oldugun ve her karsilasmamizda bana anlatip durdugun Atatürk’ü bizim kulüp üyelerine de anlatir misin?” dediginde hiç tereddütsüz kabul etmis, ama böylesine yogun bir ilgi ve heyecanla karsilanacagini düsünmemisti… Ama Utku Oguz için o 18 Mayis gecesini asla unutulmayacak kilan yorum, orada konuk olarak bulunan yasli bir Norveçliden geldi:
– Norveç dilinde “Mustafa Kemal gibi düsünmek” diye bir deyim vardir… Herhangi bir problem karsisinda, çözümü imkansiz oldugu düsüncesiyle hemen kestirmeden teslim olma egiliminde olan, ne yapip edip bir çözüm üretmek için yaraticiligini zorlama zahmetine katlanmak istemeyen ruh ve zihin tembeli kisilere söylenir bu söz… Bu tip insanlara derhal;
– “Hayir, yaniliyorsun bu problemin mutlaka bir çözümü
olmali, biraz da Mustafa Kemal gibi düsün” deriz… Ancak sizin bu geceki sunusunuzdan sonra bu sözün arkasindaki anlami çok daha derin bir sekilde kavramis durumdayim; bu güzel fotograflar esliginde yaptiginiz sunusunuz bana bu yasimda bir sey daha ögretti; yani benim anadilim olan Norveççeye yerlesmis olan eski bir deyimin arkasindaki gerçek ve derin anlami!.. Size bunun için minnettarim…
Genç Türk’ün gözleri yasardi… Dünyanin bir baska ucundaki ülkenin anadiline bir deyim olarak yerlesmis büyük devrimciyi bir kez daha minnet ve özlemle andi… Yalnizca bir saatlik bir konferans olarak planlanan gece ancak 19 Mayis’in ilk saatlerinde sona erebildi. Saatlerce süren tartisma ve yorumlar ise su ortak yargiyla
sonuçlandi:
– Atatürk Devrimleri bütün ulkelere uygulanabilecek evrensel bir reçetedir… Zira din ve etnik ayrim temellerine dayanmayan çagdas devlet modeli ne kadar çok ülkede uygulanirsa, dünya o kadar daha huzur ve baris içinde bir yer olacaktir…
Genç adam gecenin sessizliginde yürürken büyük bir iç sizisiyla “Türk Devrimi’ni yikmak için yola çikan karsi devrimciligin ülkeyi sürükledigi batakligi, ‘baska çare yok’ diyerek IMF’nin önünde boyun büken siyasetcileri” düsündü. Sonra büyük bir heyecan ve coskuyla yasli Norveçlinin bu kölelik zincirini kirmak için müthis bir formül sundugunu animsadi:
– Mustafa Kemal gibi düsünmek!…

________________________________________
Learn how to better protect yourself with MSN Hotmail

____________________________________________________________________________
İnternete Taşınmak İçin Yeterince Beklemediniz mi? Alan Adı + 10 MB Web Alanı + 3 Email Adresi Yıllık Sadece 79 YTL