KÖY ENSTİTÜLERİNİN KORUNAMAYAN DEĞERİ ÜZERİNE

KÖY ENSTİTÜLERİNİN KORUNAMAYAN DEĞERİ ÜZERİNE
Ahmet Nişancı 17 Nisan 2019
Bu yazı, Kuruluşunun 79. yılında ayrıntılara girmeden “Türkiye’de Köy Enstitülerinin Değeri” üzerinde bir çalışmadır.

Yüce Atatürk’ün, Kemalizm Prensipleri anlayışı içinde Köy Öğretmen Okulları ve Eğitmen Kursları örneğini izleyerek temeli atılan Köy Enstitüleri, Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü’nün desteğiyle, Hasan Âli Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığı ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un üstün emekleri ile kurulan en değerli ulusal eğitim kurumlarıdır. Bu kurumlar tamamen kendi insanımızın düşünüş ve planlarıyla, batıdan en ufak bir özenti ya da taklit edinimi olmadan yaratılmıştır.
Köy Enstitüleri, zorluklar içinde KURTULUŞ SAVAŞI’nı başararak KURULUŞ’u gerçekleştirmiş genç Türkiye Cumhuriyeti’nin zaman içinde modernleşmesine ve kalkınma politikasına doğrudan katkı sağlayan, dünyada henüz bir örneği gerçekleştirilememiş, çağdaş ülkelerin imrenerek izlediği, ülkemizin eğitim ve kültür alanına olduğu kadar, toplumun sosyalleşmesine ve bilgili toplum haline gelmesine, kalkınmasına üstün değerler katan insan yetiştiren fabrikalardır.
Köy Enstitülerinin kurululuşundaki temel amaç, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmanın öncülüğünün düşünüldüğü köyden kalkınma programının yürüyebilmesi için öncü kadro olarak köye öğretmen yetiştirmektir.
Başlangıçta Türkiye nüfusunun yüzde 80’i köylerde yaşamaktadır, hatta birçok şehir ve kasabası halkı da köylüdür ve tarımla geçim sağlamaktadır. Üretim araçlarına sahip olmayan Türkiye’nin köylüsünü kalkırdırmadan ülkenin kalkınması olası değildir. Köylerin kalkınması ülkenin kalkındırılmasının önünde lokomotif olacaktır.
Köy Enstitüsü’nden yetişecek öğretmen, köylünün bilgilendirilmesi, verimli üretim yapabilmesi için aydınlatılması yanında, büyük çoğunluğu köyde yaşayan ve okuryazar oranının çok düşük olduğu halkın ve çocuklarının eğitilmesine yardım edecektir. Eğitim alanında yapılacak girişimler toplumun aydınlanmasında öncülük görevi üstlenecektir. Öğretmen köyde sadece okuma yazma öğreten, halkın kültür düzeyinin yükseltilmesine katkı sağlayan bir öge değil, aynı zamanda toplum önderleridir.
Köy Enstitüleri’nin eğitim modeli ve uygulanacak eğitim programları (Müfredat) kendine has, özgün bir yapı olarak oluşturulmuştur. Bu yapının eğitim, öğretim metodunun ana karakteri, kişilerin yüz yüze olacağı, güvene dayalı, geleceğine özgüvenle bakabilmesini sağlayacak, bireye değer veren anlayışı sağlayacak bir program olacaktır. Köy Enstitülerinin köy için yetiştireceği öğretmenler, yaparak,uygulayarak köylüye rehberlik yapacaktır. Bu amaca yönelik olarak köye tayin edilen öğretmene uygulama bahçeleri olarak toprak verilecek, tohum, gübre, tarım aletleri yardımı yapılacaktır. Köylerimiz, kasabalarımız, hatta birçok şehrimiz için öğretmenler aydınlanma ve kalkınma hareketinin en önemli ögesi olacaktır.
Öğretmen, eğitim öğretim görevlerinin yanında, bulunduğu bölgenin iklim ve doğa yapısına uygun olarak ziraat, inşaat, sağlık, hayvancılık, arıcılık, bağcılık, balıkçılık v.b. konularında da köylüye öncülük yapacak, sanat ve spor alanında da örnekler oluşturacaktır. .
Bu programın öncüleri ve gerçekleştiricileri Milli Eğitim Bakanı HASAN ÂLİ YÜCEL ve İlköğretim Genel Müdürü İSMAİL HAKKI TONGUÇ’tur. Bu ikili geliştirdikleri Köy Enstitüleri çalışmasıyla Türk Eğitimi’nin en önemli kuramcıları olarak Türkiye’nin unutulmaz eğitimcileri arasında yerlerini almışlardır.
Tonguç, öğrenme ve öğretme becerisini kazanabilmek için yurtdışına gönderilerek iyi bir eğitimden geçmiş, kendisini geliştirmiş ve ülkenin yönetiminde çağdaşlık öncüsü Atatürk ve onun ekipleri tarafından çok iyi değerlendirilmiş; Hasan Âli Yücel de değerli bir Edebiyat Öğretmeni ve Eğitim Yöneticisi olarak verdiği eserlerle adı gibi yücelmiş , Türk Eğitim Tarihi’ne adını altın harflerle yazdırmış iki eğitimcidirler.
Hiç bir dış modelden etkilenmeden, Türk toplum yapısına uygun olarak tasarlanmış olan Köy Enstitüleri, dünya ölçeğinde özgün ve tek örnek eğitim kurumu olarak bütün dünyanın hayranlığını kazanmış bir modeldir.Köy Enstitüleri Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un eğitim yönteminde ülkemizde büyük bir eğitim hamlesine ve yeniliğe yol açtı. İş ve etkinlik ilkesiyle Türk Eğitimi’nde bütün dünya ülkelerinin takdirini kazanan ve özenilen bir kurum olarak çok önemli bir değer, kalkınma öncüsü oldu. Sonraları zaman zaman savsaklanan bu ilke dünya eğitimindeki genel eğilime de uyularak okullarımızca benimsendi. Bu yüzden Tonguç’a haklı olarak Türk Eğitimi’nîn Pestalozzi’si sıfatı verilmiştir. Köy enstitülerinden yetişenler de onu «Tonguç Baba» diye anarlar.
Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in ilanının ardından modernleşme sürecine giren Türkiye’nin tarihinde, kırdan başlayan bir kalkınma vizyonuna sahip planlı bir eğitim hamlesinin en etkin özneleridirler. Uzun yıllar süren bir ulusal savaşın ardından, ; ulusal eğitim ile yeni rejimin getirdiği toplumsal ve ulusal değerleri temel alan, bilimsellik ile yaşamın her alanında bilimin aydınlığını kullanan, laiklik ile eğitim üzerindeki dinsel baskıyı kaldırılan, demokratiklik ile demokrasinin öğrenilip yaşam tarzı haline getirilmesi önem kazanmıştır.
Halkçı ve hakçı eğitim ile kişiyi özgürleştirirken demokratik değerlerle halkın özgürlükçü değerlerini geliştiren, devrimci eğitim ile çağdaşlığı, aklın egemenliğini koruyarak yeni değerleri taşıyan, barışçı eğitim sağlanacaktır.
Ulusal eğitimle ülkenin değerleri korunacak, kişilere evrensel değerler kazandırılacak, işlevsellik ile bilgilerin günlük yaşamda işe yararlı olması ve insanları becerikli, üretken kılması sağlanacaktır.
Kız erkek birlikte karma eğitim ile kadın erkek eşitliğinin kabul edilebilirliği sağlanacaktır.
Köy Enstitülerinde dersler pratik, uygulamalı ve teorik olarak planlanmaktadır ve benzeri hiçbir ülkede mevcut olmayan bir eğitim modelidir.
Köy Enstitüleri tarıma elverişli topraklar üzerinde, özellikle trenle ulaşımın olanaklı olduğu bölgelerde ve ülkenin dört bir yanında kurulmuşlar, tüm köy çocuklarının okumasına olanak sağlayıcı bir planlamayla ülkeye serpiştirilmişlerdi.
Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yılında 3803 sayılı yasa ile kurulmuştur ve öncelikle 4 Köy Öğretmen Okulu;
1- Eskişehir Çifteler (1939) / 2- İzmir Kızılçullu (1939) /
3-Kırklareli Kepirtepe (1939) / 4- Kastamonu Gölköy (1939)/
Köy Öğretmen Okulları Köy Enstitülerine çevrilmiştir.Devamında yine 1940 yılında;
5-Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü/ 6-Antalya Aksu Köy Enstitüsü/
7-Samsun Akpınar Köy Enstitüsü/ 8-Adapazarı Arifiye Enstitüsü /
9-Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü / 10- Kars Cilavuz Köy Enstitüsü/
11-Adana Düziçi Köy Enstitüsü / 12-Isparta Gönen Köy Enstitüsü/
13-Balıkesir Savaştepe Köy Enstitüsü/ 14-Kayseri Pazarören Köy Enstitüsü;
1941 yılında:
15-Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü / 16-Konya İvriz Köy Enstitüsü/
17-Sıvas Pamukpınar Köy Enstitüsü/
1942 yılında:
18- Erzurum Pulur Köy Enstitüsü/
1944 yılında:
19-Diyarbakır Dicle Köy Enstitüsü/ 20-Aydın Ortaklar Köy Enstitüsü /
1948 yılında:
21- Van Erciş Köy Enstitüsü kurulmuştur.
Köy Enstitüleri ile ülkenin yüksek oranda bir kırsal nüfusa ve düşük bir eğitim düzeyine sahip olduğu göz önünde bulundurularak, köye ve kırsala öncelik veren, eğitim odaklı bir kalkınma planlanmıştır.
Böylece Köy Enstitüleri köylerin kültürel ve genel hayatlarında ileri bir seviye yaratacak, yeni ve ileri insan tipini temsil edecek, köylere ve köy karakterindeki kasabalara alışılmış metotları terk ederek daha ileri ve akılcı usullerle çalışma sağlayacak metotlara yer veren öğretmen tipi yaratacak bir eğitim sistemi öngörülmüş ve bunda başarılı da olunmuştur.
Yeni Türkiye Cumhuriyetinin başarıya ulaşabilmesinin önündeki en büyük engel yetişkin insan gücünün olmamasıdır. Ülkemiz savaş nedeniyle milyonlara varan şehitlerinin yanında en önemli yetişkin insanlarını da savaşa kurban/ şehit vermiş, kalkınmayı sağlayacak eğitimli kişilerden yoksun kalmıştır. Bu nedenle cumhuriyet sonrasında eğitim çalışmaları, diğer çalışmaların içinde önemli yer kaplamıştır. Özellikle Atatürk bu konunun üzerinde çok büyük bir titizlikle durmuş, kafa yormuştur.
Bugün Köy Enstitülerinin yok edilmesinin gerekçelerini gördükçe içimi sızlıyor. Çünkü bu kurumlar yaşatılabilmiş olsalardı, Ülkemiz’in bugün ulaşmış olacağı seviye Atatürk’ün hedef olarak gösterdiği “Çağdaş Ulusların Üstüne Çıkmak” amacının gerçekleşmişliği olacaktı. Bu amaç büyük ölçüde de gerçekleştirildi.
Peki niçin kapatıldı ve nasıl kapatıldı bu ülkenin en güzel eğitim kurumları?
Atatürk’ten sonra Reisicumhur olan ve “Benim Çocuğum” diye adlandırarak kuruluşunda üstün gayreti bulunan İsmet İnönü nasıl oldu da bu okullarımızın kendi döneminde kapıtılmasını önleyemedi, ya da kapatılmasına razı oldu. 1948’de başlatılan kapatılma çalışmaları 27 Ocak 1954’de noktalandı.
Köy Enstitülerinin kapatılmasında en büyük güç, Türkiye’de bir türlü dengelenemeyen ağalık düzenidir. Cumhuriyet yönetimini benimsemedikleri için Atatürk’ün sağlığında devlet yönetiminde önemli görevler verilmeyen Osmanlı Artığı Toprak Ağaları ve “Padişah ekmeğiyle büyüdük.” diyerek Teokratik yönetimin sürmesi, en azından Meşrutiyet Yönetimi’yle yetinmek isteyen Kurtuluş Savaşında önemli görevler üstlenmiş, İsmet İnönü’nün iyi niyetle barışmak adına Atatürk’ten sonra önemli görevlere getirdiği Komutanlar Köy Enstitülerini kapatılmasında çok etkin oldular. Mecliste Cumhuriyet Devrimleri karşıtları Ağalar ve Meşrutiyet yanlıları çoğunluk oldular ve Köy Enstitüleri için yakıştırma iftira kampanyaları ile bu kurumların yıpratılmasını sağladılar. Hasan Âli Yücel’in ve İsmail Hakkı Tonguç’un görevlerinden alınmasıyla başlayan süreçte Milli Eğitim Bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer’e Köy Enstitüleri’nin ipini çektirdiler. 1948 yılında başlayan süreç 1954 yılında tamamlandı ve bütün Köy Enstitüleri İlköğretmen Okulları’na dönüştürülerek Ülkenin “İyi İnsan Yetiştiren Fabrikaları” kapatıldı. Türkiye, geriye dönük sağcılarının başardığı bu yıkıntıyla, giderek daha sağa, en sonunda aşiretlerin yönettiği bir ülkeye doğru savruldu.
Atatürk’ün ileri öngörüsüyle kapattırdığı tekkeler, zaviyeler ve Mason Dernekleri İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında yeniden faaliyete geçirildiler. Köy Enstitüleri gerçeği yanında Halkevleri’nin de Demokrasiye Geçiş Aşaması’nda işlevsiz hale getirilmesiyle halkın aydınlanmasınının önü kapatıldı. Bol ölçekte açılan İmam Hatip Okulları, Kuran Kursları ve toplumun anlamadığı bir Arapça’yla yerine getirmeye çalıştığı kör ibadet yaptırımıyla toplumun gözü kapatıldı. Kur’an Dini, dinden çıkar sağlayıcı sahte dindarların elinde çeşitlendirildi. Ülkenin yönetimine hakim olmanın aracı haline gelen Kur’an, yeni yeni cemaatların yaratılmasıyla içinde din olmayan bir karmaşaya döndürüldü.
Bugün içinde yaşadığımız Türkiye, Atatürk’ün büyük emeklerle kurduğu Modern ve Çağdaş ve Bağımsız Türkiye değildir artık.
Ne oldu 1937’de Anayasamıza giren Kemalizm ilkelerine? Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Devletçilik, Devrimcilik ve Laiklik nerede? Kim yeniden bu ilkelerin yaşatılmasının önünü açacak? Bu ilkeler ülkemizin kalkınmasının önündeki ışıklardı, lokomotiflerdi.
Cumhuriyet’in kuruluşunda bu milletin tırnaklarıyla yarattığı ekonomik ve kültürel zenginlikleri ve dünya ülkeleri arasındaki saygın yeri tek tek yok edilmiş, yerli ve yabancı işbirlikçilerin hainlikleriyle ülkemiz Ekonomik, Sosyal, Kültürel ve Siyasal anlamda dışa bağımlı hale getirilmiş, yoksul bırakılmıştır.
Köy Enstitüleri gerçeğinden hareketle vardığımız noktaya bakınız;
Çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacak kalkınmış bir ülke özlemimiz her geçen gün soygunlar, vurgunlar, sınır tanımayan hainliklerle yok oluyor.
Yazık! Çok Yazık Bu Ülkemize! Çok Yazık Bu Ülkenin İyi İnsanlarına!…

DEMOKRASİYE VE BAĞIMSIZLIĞA DÖNÜŞÜN YOLU: KEMALİZM

DEMOKRASİYE VE BAĞIMSIZLIĞA DÖNÜŞÜN YOLU: KEMALİZM
(Bu yazı bağımsızlık ve demokrasi düşüncesine inanmış milyonlarca Türk insanımıza bir çağrıdır.)
Günlerdir, aslında yıllardır sürdürülmekte olan bir demokrasi oyununun yeniden sahnelendiğine tanıklık ediyor Türk Ulusu.
Kendilerinin kazanmalarının dışında bir senaryo düşünmeyenlerin düştüğü bu acı durum Türk Ulusu’nun yüreğine inecek denli sarsıntılı bir durum arz ediyor.
Demokrasi, bağımsızlık erdemini içtenleştirememiş, yürekli yönetenler yetiştirememiş ve göreve getirememiş ülkelerin hakkı olamayacak bir ulu kavramdır.
Yüce Atatürk’ün yaşamının bittiği günün ertesinde başlayan saltanat ve şeriat özlemcilerinin yeraltına inmiş çalışmaları, İnönü’nün iyi niyetle küskünlerle barışma anlayışıyla T.B.M.Meclisi’ne taşınmasıyla başlayan geriye dönüş, Türk Bağımsızlığı’nın da, Demokrasi’nin de çanına ot tıkamakta adım adım ilerleyerek bu güne kadar büyük bir ilerleme kaydetti.
Şu anda Türkiye’mizde ne yazık ki Demokrasi askıya alınmıştır ve idam hükmünü bekleyen bir korumasız zavallı durumuna indirgenmiştir.
Ülkemiz 100 (yüz) yıl öncesinin korkunçluğunu yaşayan bir korumasızlık içindedir. Dış güçlerin – başta Siyonist para babalarının yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri, Nato, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Örgütü de dahil – acımasızca herşeye egemen olmak isteyen gem vurulamaz arzuları ve içte onlara yaranarak kendi varlıklarını sürdürmek isteyen yandaşlarının çabaları Ülkemizi “Yok” denecek düzeyde bir sömürge durumuna doğru itelemektedir, ülkemiz bir belirsizliğe doğru savrulmaktadır. Ülkemiz şu anda bağımsız değildir. Ulusumuzun yeniden yaşatılması, yeniden yaratılması için yeni bir “Bağımsızlık Savaşı'”na gereksinmesi olduğu zamanları yaşamaktayız.
Ülkeler artık ölüm saçan makinelerle işgal edilmiyor; ekonomik özgürlüğünü elinden aldığınızda ve Dünyayı Yönetmek İsteyenler’in buyruklarına bağlayıcı sözleşmelere/ antlaşmalara mühür bastırıp razı ettiğinizde, yani bağımsızlığını kendi egemenliğinize aldığınızda o ülkeyi işgal etmiş oluyorsunuz; artık o ülkenin topraklarına da, üretim alanlarına da sahipsiniz. Artık o ülke sömürülmesi gerçekleştirilmiş bir köleler topluluğudur.
Bu düşünceler ışığında elbette ki kurtuluş ararsınız değil mi? Peki var mıdır kurtuluş umudu ve yolları? Asıl soru ve cevap bekleyen soru budur.
Evet kurtuluş vardır ve yanıtı da tektir;
bağımsızlığı yeniden kazanmak için savaşım.
Savaşımı kim verecek ve hangi yöntemler uygulanacaktır ki başarı elde edilebilsin, bağımsızlık yeniden kazanılabilsin?
Bu sorunun da tek bir yanıtı vardır ve başarıyı, bağımsızlığımızı yeniden sağlayacak tek yoldur;
TEK YOL ÇAĞRISI:
YENİDEN BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE YARATMAK İÇİN KEMALİZM İLKELERİNİN UYGULANACAĞI BİR YÖNETİMİ GERÇEKLEŞTİREBİLMENİN DEMOKRATİK ORTAMINI YARATABİLMELİYİZ.
TÜRKİYE’DE YENİDEN DEMOKRATİK ORTAMI SAĞLAYABİLMEK İÇİN DEMOKRASİYE İNANAN BÜTÜN DEMOKRATİK SOSYAL , KÜLTÜREL, SENDİKAL, SİVİL TOPLUM VE SİYASAL KURULUŞLARIN BİRLİĞİNİ SAĞLAYACAK BİR ÖRGÜTE VE BU ÖRGÜTE LİDERLİK YAPACAK GÜVENİLİR BİR ÖNDERE GEREKSİNİM VARDIR.
BU ÜLKEDE DEMOKRASİYE TUTKUN, BAĞIMSIZLIK ÜLKÜSÜNÜ TAŞIYACAK VE YAŞATMAK İÇİN YAŞAMINI HİÇE SAYACAK BİNLERCE YETİŞKİN, SİYASAL VE KÜLTÜREL BİRİKİM SAHİBİ İNSANIMIZ VARDIR.
ARTIK MAVİ GÖZLÜ, SARI SAÇLIYI BEKLEME DÜŞÜNCESİNİ BIRAKALIM; BÖYLE BİRİNİ BEKLEYEREK KAYBEDİLECEK ZAMANLARDA DEĞİLİZ. AMA YİNE DE MAVİ GÖZLÜ SARI SAÇLI “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN” TEK VE KESİN BAŞARI SAĞLAYACAK BAĞIMSIZLIK İLKELERİ BİZE YOL GÖSTERECEKTİR; KEMALİZM PRENSİPLERİ!

Not: Bir sonraki yazımda “Kemalizm Prensipleri”ni yazacağım.
Bundan sonra yazılarımı “ahmetnisanci.com” veb sitemden ve uygun gördüğü, izin verdiği ölçüde Değerli Dostum Sayın Ahmet Saltık(bey)’ın ” ahmet saltik.net” sitesinden izleyebilirsiniz.

DEMOKRASİYE VE BAĞIMSIZLIĞA DÖNÜŞÜN YOLU: KEMALİZM

DEMOKRASİYE VE BAĞIMSIZLIĞA DÖNÜŞÜN YOLU: KEMALİZM
(Bu yazı bağımsızlık ve demokrasi düşüncesine inanmış milyonlarca Türk insanımıza bir çağrıdır.)
Günlerdir, aslında yıllardır sürdürülmekte olan bir demokrasi oyununun yeniden sahnelendiğine tanıklık ediyor Türk Ulusu.
Kendilerinin kazanmalarının dışında bir senaryo düşünmeyenlerin düştüğü bu acı durum Türk Ulusu’nun yüreğine inecek denli sarsıntılı bir durum arz ediyor.
Demokrasi, bağımsızlık erdemini içtenleştirememiş, yürekli yönetenler yetiştirememiş ve göreve getirememiş ülkelerin hakkı olamayacak bir ulu kavramdır.
Yüce Atatürk’ün yaşamının bittiği günün ertesinde başlayan saltanat ve şeriat özlemcilerinin yeraltına inmiş çalışmaları, İnönü’nün iyi niyetle küskünlerle barışma anlayışıyla T.B.M.Meclisi’ne taşınmasıyla başlayan geriye dönüş, Türk Bağımsızlığı’nın da, Demokrasi’nin de çanına ot tıkamakta adım adım ilerleyerek bu güne kadar büyük bir ilerleme kaydetti.
Şu anda Türkiye’mizde ne yazık ki Demokrasi askıya alınmıştır ve idam hükmünü bekleyen bir korumasız zavallı durumuna indirgenmiştir.
Ülkemiz 100 (yüz) yıl öncesinin korkunçluğunu yaşayan bir korumasızlık içindedir. Dış güçlerin – başta Siyonist para babalarının yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri, Nato, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Örgütü de dahil – acımasızca herşeye egemen olmak isteyen gem vurulamaz arzuları ve içte onlara yaranarak kendi varlıklarını sürdürmek isteyen yandaşlarının çabaları Ülkemizi “Yok” denecek düzeyde bir sömürge durumuna doğru itelemektedir, ülkemiz bir belirsizliğe doğru savrulmaktadır. Ülkemiz şu anda bağımsız değildir. Ulusumuzun yeniden yaşatılması, yeniden yaratılması için yeni bir “Bağımsızlık Savaşı'”na gereksinmesi olduğu zamanları yaşamaktayız.
Ülkeler artık ölüm saçan makinelerle işgal edilmiyor; ekonomik özgürlüğünü elinden aldığınızda ve Dünyayı Yönetmek İsteyenler’in buyruklarına bağlayıcı sözleşmelere/ antlaşmalara mühür bastırıp razı ettiğinizde, yani bağımsızlığını kendi egemenliğinize aldığınızda o ülkeyi işgal etmiş oluyorsunuz; artık o ülkenin topraklarına da, üretim alanlarına da sahipsiniz. Artık o ülke sömürülmesi gerçekleştirilmiş bir köleler topluluğudur.
Bu düşünceler ışığında elbette ki kurtuluş ararsınız değil mi? Peki var mıdır kurtuluş umudu ve yolları? Asıl soru ve cevap bekleyen soru budur.
Evet kurtuluş vardır ve yanıtı da tektir;
bağımsızlığı yeniden kazanmak için savaşım.
Savaşımı kim verecek ve hangi yöntemler uygulanacaktır ki başarı elde edilebilsin, bağımsızlık yeniden kazanılabilsin?
Bu sorunun da tek bir yanıtı vardır ve başarıyı, bağımsızlığımızı yeniden sağlayacak tek yoldur;
TEK YOL ÇAĞRISI:
YENİDEN BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE YARATMAK İÇİN KEMALİZM İLKELERİNİN UYGULANACAĞI BİR YÖNETİMİ GERÇEKLEŞTİREBİLMENİN DEMOKRATİK ORTAMINI YARATABİLMELİYİZ.
TÜRKİYE’DE YENİDEN DEMOKRATİK ORTAMI SAĞLAYABİLMEK İÇİN DEMOKRASİYE İNANAN BÜTÜN DEMOKRATİK SOSYAL , KÜLTÜREL, SENDİKAL, SİVİL TOPLUM VE SİYASAL KURULUŞLARIN BİRLİĞİNİ SAĞLAYACAK BİR ÖRGÜTE VE BU ÖRGÜTE LİDERLİK YAPACAK GÜVENİLİR BİR ÖNDERE GEREKSİNİM VARDIR.
BU ÜLKEDE DEMOKRASİYE TUTKUN, BAĞIMSIZLIK ÜLKÜSÜNÜ TAŞIYACAK VE YAŞATMAK İÇİN YAŞAMINI HİÇE SAYACAK BİNLERCE YETİŞKİN, SİYASAL VE KÜLTÜREL BİRİKİM SAHİBİ İNSANIMIZ VARDIR.
ARTIK MAVİ GÖZLÜ, SARI SAÇLIYI BEKLEME DÜŞÜNCESİNİ BIRAKALIM; BÖYLE BİRİNİ BEKLEYEREK KAYBEDİLECEK ZAMANLARDA DEĞİLİZ. AMA YİNE DE MAVİ GÖZLÜ SARI SAÇLI “MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN” TEK VE KESİN BAŞARI SAĞLAYACAK BAĞIMSIZLIK İLKELERİ BİZE YOL GÖSTERECEKTİR; KEMALİZM PRENSİPLERİ!

Not: Bir sonraki yazımda “Kemalizm Prensipleri”ni yazacağım.
Bundan sonra yazılarımı “ahmetnisanci.com” veb sitemden ve uygun gördüğü, izin verdiği ölçüde Değerli Dostum Sayın Ahmet Saltık(bey)’ın ” ahmet saltik.net” sitesinden izleyebilirsiniz.