ÖZGEÇMİŞİM ‘Değişikliklerle)

Ben Ahmet Nişancı,
Artvin’in Sümbüllü Köyü’nde doğdum, orada ilkokulu bitirdim. Son sınıfın ilk dönemine kadar Kars/Cilavuz İlköğretmen Okulu’nda okurken Çorum İlköğretmen Okuluna nakledildim ve mezun oldum. Bursa-Mudanya Misebolu (Aydınpınar) ilkokulunda bir yıl öğretmen ve müdür olarak çalıştım.
Bursa Eğitim Enstitüsü’nde Edebiyat Önlisansı ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Edebiyat Lisansı yaptım.
Yirmi yılı yöneticilik olmak üzere Artvin, Gümüşhane, Konya, İstanbul’da (Fatih, Ümraniye ,Üsküdar, Kadıköy ilçelerinde) ve yedi yılı Türk İşçi çocuklarının eğitim öğretimi ile görevli olarak Almanya’da ve iki yıl emekli olduktan sonra özel okullarda toplam otuz dört yıl Türkçe- Edebiyat Öğretmeni olarak görev yaptım.
Emekli olunca Muğla/ Marmaris’e yerleşerek on beş yıl orada yaşadım. Siyasal partilerden birinde danışma kurulu üyeliği ve parti öğretmenliği yanı sıra Atatürkçü Düşünce Derneği (2001-2003 döneminde başkanlık), Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Tüketici Hakları Derneği üyelikleri ve yönetimlerinde görev aldım. Marmaris Cumhuriyet Okurlarının (CUMOK) kuruculuğu ve sözcülüğünde bulundum.
Eşim Gülten Nişancı’nın sağlığındaki ileri düzeyli bozulma nedeniyle Sağlık Hizmetleri’nden daha iyi koşullarda yararlanabilmek için 2011 yılı başında Ankara’ya yerleştik. Uzun süre Web sitemde sürekli yazamadım. 19 Haziran 2018′ eşimi kaybetim. Tek çocuğum kızım Seda Devrim , Eşi Mehmet, toruunuum Egemen Güvenç ve kardeşlerime yakın oturmak üzere İstanbul’a yerleştim.
Sosyal etkinliklerime ve yazma çalışmalarıma daha fazla yer vererek İstanbul’da devam edeceğim.

DEĞERLİ KOMŞULARIMA

SARAY APARTMANI OTURANLARI
DEĞERLİ KOMŞULARIMA!..
Köyümüzün yerleşimi Çoruh Nehrinin tabanından başlayarak -ki orada deniz seviyesinden yükseklik en az 250 metredir- sürekli dikleşerek 1200 metreye ulaşır. Ailemize ait evimiz iki katlı, sekiz odalı, çift balkonlu yaklaşık 250 yıllık bir bina olarak bu zirvede yer alır ve on yıl önce restore ettirilerek büyük dedelerimizden yadigar olarak değerini korumaktadır.
Bizim çocukluğumuzda aniden bastırarak geceden yağan karın iki metreyi bulduğu, zemindeki ana kapıların tamamen kapandığı ve dışarıya çıkabilmek için ikinci kat kapı ve balkonlarını kullandığımız çok olmuştur.
Güneş, evimizin arkasında büyük çoğunluğu köknar (göknar) ağaçlarından oluşmuş dört yüz yılık ormanın tepesinden doğar.
Çocukluğumuzdan başlayarak alışkanlık haline getirdiğimiz bir aile geleneğimizdir sabahları pencereleri, balkon kapılarını açarak doğadaki temiz havayı eve davet etmek ve geceden kalan evde birikmiş kirli havayı evin dışına atmak.
9 Aralık 2019’da şu an içinde oturduğum 9 numaralı daireye taşındıktan beri de bu alışkanlığı bir gelenek gibi tek başıma sürdürüyorum; sabahları salonumun balkon pencere kapılarını açıyorum ve İstanbul’un cennet görüntülerinde gözlerimi dinlendirirken, yeşillikler içinden temiz havayı ciğerlerime çekerken, evimin kirli havasını doğanın doğal havasıyla takas ediyorum.
O sabah da aynı alışkanlığı sürdürürken, balkonumdan ön bahçe içindeki iğne yapraklı güzelim ağaçların kellelerini kesilmiş görünce gerçekten büyük şaşkınlık yaşadım. (Şimdilerde yanlış bir kullanımla “Şok oldum” dedikleri, “şoke olmak”tı bu.)
İğne yapraklı ağaçlar tepeleri kesilerek budanmaz; yağan yağmurlarla birlikte tepeden gelecek zararlılar bu ağaçları hastalıklı hale getirir ve belki de kurumalarına neden olur. Uyarmalıyım; tepesi kesilen bu ağaçların kesim yerleri ağaç macunlarıyla zaman geçirilmeden hemen kapatılırsa belki az bir zararla kurtarılabilirler. İğne yapraklı ağaçlar gövdenin 1/4 oranında altından ve budak bırakılmadan budanmalıdır. Bu budama biçimi ağacın nefes almasını, güçlenmesini, hem de güzel bir görünüm kazanmasını, ayrıca şehir içi yerleşimlerde alt katta , özellikle giriş katlarında oturanların görüşünün kapanmamasını sağlar.
Yaprak döken meyvesiz ağaçlar şehir içinde tepeden başlayarak budanabilirler. Böylece hem yana doğru büyümeleriyle daha fazla gölge yapabilmeleri sağlanır, hem de doğanın görüntüsü tablolaşır.
Yukarıdaki metni komşularıma bir olayı ve o olayın bende yarattığı ani tepkinin nedenini açıklamak gereğini duyduğum için yazdım. Aslında bu açıklamayı yüzyüze yapabilmek, hem de komşularımla tanışabilmek adına büyük bir hevesle yaptığım çay davetim kabul görmüş olsaydı, eminim ki komşuluk ilişkilerimizin güçlenmesine de katkı sağlayacaktı.
(Davete katılamıyacaklarını özürlerini belirterek önceden bildiren komşularıma – adlarını burada belirtmenin doğru olmadığını düşünüyorum- çok teşekkür ediyorum ince düşünüş ve davranışları için.)
Olay ve Gelişimi:
Ağaçların tepeden budandığı günün ertesi günlerde yine balkon kapılarını açmış dışarıyı seyrediyordum. Sokağımızın içinde, hemen çıkış kapımızın önünde gördüğüm tehlikeli bir durum nedeniyle yüksek sesle “Hop hop, hooop hooop ” diye bağırmaya başladım. Geri geri gitmekte olan bir otomobil. Elinden tuttuğu çocuğunu okula götürmekte olan bir anne ve çocuğu. Arkaları otomobile dönük anne ve çocuk durumun farkında değiller. Otomobilin sürücüsü beni duyup güçlü bir fren yapmasa, belki de talihsiz bir kazaya neden olacaktı.
Anneye seslendim: “Neden yolun ortasından yürüyorsunuz? Açıklamasında, yaya yolundaki elektrik direğinin yolu daralttığını ve ağaçlara sürtünerek geçerken ağaçların tozundan etkilendiklerini söyledi. Bu olaydan etikilenerek Yöneticimiz Ertan Bey’e bir mesaj gönderdim: “Ertan Bey, bahçedeki yeşil ağaçların ana yola dönük dal uzantılarının insan boyu seviyesinde duvar hizasında tıraşlanması “geçişlerde kirlenmenin önlenmesi yönünden uygun olur” diye düşünülebilir mi? Sanırım 1 Nisan 22.11’di. 22.15’de Ertan Bey yanıt verdi: “…ağaçlar için de söylerim mümkün olduğunca keserler artık…”
Birkaç gün sonra aynı anne ve çocuğu tehlikeyi yaşamalarına rağmen yine sokak içinden yaya yolunu kullanmadan yürür görünce ani bir kararla aşağıya indim ve bugün gördüğünüz biçimde ağaçları budadım. Budamayı yaparken dokuzuncu katta oturduklarını söyleyerek tanıştığımız iki komşumuz geldi ve ayaküstü söyleştik. Hatta biraz espri, biraz gerçek olarak yapraklarını döken ağaçların üstten budanmalarının iyi olacağını değerlendirdik. O arada telefonum çalınca komşularımızın mesajlarını da gördüm:
Bir Komşu: “Bahçemizdeki ağaçların kesilmesi ile ilgilii bilgisi olan var mıdır acaba?” 13.09
Kerem (Bey): “Kameralardan bakabilirsiniz eğer kayıt alıyorsa saati belli 10.30-12:30 arası” 13.25
Yönetici Ertan Bey: “Evet Kerem Bey teşekkürler hemen bakıcam” 13.30
AhmetNişancı (Ben): “Ertan Bey, ağaçların ön dallarını ben budadım.” 13.43
Yönetici Ertan Bey: “Ahmet Bey, sorması ayıp kimden izin aldınız bu işlemi yaparken” 13.44
Mesajların arkası kesilmez devam etsek. Hemen telefon ettim Ertan Bey’e. Azarlamasını da yedim tabii olarak. Canı sağolsun Ertan Bey’imin. Haklıdır. Durumun önemini gerekirse ben komşularıma anlatabileceğimi söyleyerek, kendisinin yönetici olarak sorumluluktan kaynaklı endişesinin haklılığını kabul ettim. “Olan olmuş artık!” diyerek üzüntüsünü belirtti Ertan Bey ve konuşmayı sonlandırdık.
Biraz da uzun bir biçimde burada anlattıklarımı yüzyüze konuşamadığımız için bu mektubu komşularıma yazmanın bir görev olduğunu düşündüm ve yazdım.
Merak ettiğim ve mümkünse yanıtlanmasını istediğim önemli bir sorum olacak komşularıma:
“Bu ağaçların tepeden kesilmesi nasıl bir kararla oldu ve niçin hiçbir komşum bunun yanlışlığını dile getirmedi ve çok hızlı bir şekilde benim budamam göze gelebildi?”
Yaptığım ani tepkimin doğru olduğunu savunmayacağım. Ani tepkilerin izin alma gibi bir anlayışı hiçbir zaman olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır. İnsanlık tarihi, toplumun yanlışlardan arınmasında sayısız izinsiz başkaldırılarla doludur. Benim ki küçük bir tepki! Hem de zararsız bir tepki. Çünkü, hem budadıklarımın, hem de diğerlerinin içten ve dıştan aynı seviyede budak bırakmıyacak biçimde budanmasının ve ağaç alt bölümlerinin temizlenmesinin gerekliliğine inanıyorum. Araştırınız,uygun olduğunu sizler de göreceksiniz.
Herşeye rağmen, ağaçlar konusunda gösterdiğim tepkiyle sizlerden, özellikle Yönetici sorumluluğuyla tepki koyan Ertan Bey ve diğer üzdüklerimden özür diliyorum.
Ancak , “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak gerektiğini unutmayalım.”
Çay davetime gelemeyeceğini bildirmeyerek gelmeyenlere de gönül koymuyorum. Komşuluk anne babadan, kardeşten daha önemli bir akrabalık ilişkisi doğuran toplumsal bir dayanışmadır. Evlenirsiniz ayrı bir eviniz olur, anne babadan, kardeşten uzak kalırsınız; ama komşularınız hep vardır ve onlara duyacağınız güven, yaratılacak dayanışma “Komşu komşunun külüne muhtaç!” özdeyişini haklı kılar.
Çoğunuzu henüz tanımıyorum, ama benim için hepiniz çok değerlisiniz. Sıkıntım olursa en yakınım sizlersiniz. Sıkıntınız olursa her an sizin için koşmak boynumun borcudur. Kapım hep açık olacaktır komşularıma; günün her anında…
Komşuluk en önemli örgüttür. Örgütsüz toplum topaldır, aksaklıkları, sorunları tükenmez.
Güvenilir olalım, güvenilir güzel komşularımız olsun, güven içinde yaşayalım!..
Değerli Komşularım! Ben 77 yaşımdayım. Emekli Edebiyat Öğretmeniyim. Eşimi 19 Haziran 2018’de kaybettim. Ankara’da oturuyorduk eşimle. Kızımız Seda Devrim, Eşi Mehmet ve torunum Egemen GÜVENÇ Kızılay Caddesi’nde, iki kardeşim Ataşehir’de oturuyorlar.
Size “Hoş Buldum.” diyorum.
Sizleri saygı ve sevgi ile selamlıyorum… 14 Mayıs 2019
Ahmet Nişancı
9 numaralı apartman komşunuz
Tlf: 0505 575 28 68