ÖZÜR DİLENESİ KADINLARIMIZ

ÖZÜR DİLENESİ KADINLARIMIZ
8 Mart 2010
“Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlarımız…”demiş Nazım.
Ben: “Yaşamımızın- yokluğuna dayanılamaz -mutluluk pınarı kadınlarımız” diyorum.
Belki de haklı Nazım;

Her zorluğa koşarak çilelere alıştırdığımız,
Meclislerde aklını kısa görüp aşağıladığımız kadınlar…
Dövdüğümüz, sövdüğümüz, kovduğumuz,
Sevgimizden, gönlümüzden yoksun, hırpalanmış kadınlar…
Masum bakışlarında hüzünler, gizemler saklı,
Dirençli, zor günlerin ışığı, gerçeklerle barışık,
Dar günlerin yoldaşı, tüm dertlerin ortağı kadınlar…
Zarif, edalı bakışlarında gizemli, ömürlük acılar,
Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmediğimiz,
Su gibi besleyici, toprak gibi doğurgan aziz kadınlar…
Vakitsiz açılan çiçekler gibi, yüreği yangılar içinde kuma ,
Can yerine berdelimiz kadınlar…
Hevesi geçenin ittiği, yüzüne güneşin küstüğü,
Günyüzü görmemiş duygu yüklü kadınlar…
Rahminde dünyaya hayat veren,
Tanrıça da olsa bir gün göstermediğimiz, soldurduğumuz kadınlar…
Düzenimizin gururu, ömrümüzün varı, başımızın tacı,
Elleri öpülesi
Anamız, bacımız, karımız kadınlar…
* * * * * * *
KADINLARIMIZ
Arttıkça mutluluğa özlemim
Siz gelirsiniz lepiska saçlarınızla usuma,
Bahar yağmurlarının çisentisinde,
Ayvalık’ta bir zeytin bahçesi
Gözleriniz gelir,
Ve beni Boğaziçi’nin temmuz bunaltısından alan
Gök kuşağı kollarınız…
Alır götürür beni kollarınız Rumelihisarı’nda
Mahzenlerin aydınlattığı şarap kokularına…
Ellerimi kaybettiren kadehler
Bir şişe kızıl şarap kokusu aydınlığında
Sizi getirir bana;
Öperim güneş aydınlığındaki gül ellerinizden,
Ellerinizden yıldızlar düşer dudaklarıma,
Alırım ak ellerinizi avuçlarımın içine,
Dünyam değişir,
Bir demet nar kırmızısı
Ya da beyaz gül ellerinizde
Mutluluğa uyanırım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir