RUHUMUZU DOLDURAN MÜZİK DOLU BİR GECE

BAKIŞ / AHMET NİŞANCI 10 HAZİRAN 2004

RUHUMUZU DOYURAN MÜZİK DOLU BİR GECE

Sesleri tanımlamak renkleri tanımlamaktan daha zordur. Renkleri anlatırken tabiattaki hangi renklerle yeni renkler yapılabileceğini anlatabilirsiniz Musikiden anlamayan birine ses nasıl tanımlanabilir ki? Deseniz ki Batı Musikisinde majör ve minörler ve bunların çeşitleri ve Türk Musikisinde de makamlar vardır ve bunları bir sanat anlayışı ile duygularımızı anlatacak şekilde düzenleyerek müzikal sesleri oluştururuz, acaba anlarlar mı? En iyisi musikiyi tanıtmak için kişiyi onunla yüzyüze getirmek.

Müzik bir sanat dalı. Toplumlar sanatlarını oluştururken örf ve adetlerinden, dinsel inanışlarından, sosyal yapıları ve coğrafi koşullardan, toplumsal olaylardan etkilenirler. Özellikle folklorik özelliklerinde bu çok açık bir şekilde fark edilir. Ama sanatın oluşabilmesi ve gelişebilmesi için en önemlisi gerekli ortamın hazırlanmasına katkı sağlayacak bir eğitim gereklidir.

Türklerde musiki yaşamın bir parçası olarak sürekli biçimde toplumların yaşamıyla iç içe olmuştur. Ama bugünkü Klâsik Türk Müziği olarak kabul ettiğimiz müziğin başlangıcını Osmanlı Devleti’nin yerleşik düzene geçtiği 15.yüzyıl sonlarında başlatabiliriz. Ondan önceki dönemlerdeki besteci ve müzik insanlarını Şark-İslâm musikisinin önemli sanatçıları ve Klâsik Türk Musikisi’nin hazırlayıcıları olarak görmek uygun olur.

Saray ve devlet için üst düzey eğitimli insan yetiştirilmek için kurulan Enderûn
Okulu, Fatih’le kuruluşundan II. Mahmut tarafından lağvedilişine kadar geçen süreçte zeki, yetenekli, yakışıklı, ahlâklı ve terbiyeli çocuk ve gençleri alarak müzik alanında yetişmelerini sağlamış. Bugüne o günlerden süzülerek gelen binlerce eser hâlâ yüreklerimizi ısıtıyor, ruhumuzu titretiyorsa, toplumun musikideki sesleri bilimsel yapısıyla bilmese bile anladığının bir göstergesidir diye düşünebiliriz.

Günümüzde müzik çeşitli değişik formlar içinde farklı anlayışlarla çeşitleniyor. Ama benim için Türk Sanat Musikisi’nin tadı bir başka.

9Haziran akşamı Mares Otel Salonu’nda Marmaris Belediyesi Türk Sanat Müziği Derneği Korosu’nun sunduğu müzik ziyafetini izleyemeyenler ruhlara huzur veren ve nefeslerin kesilerek izlendiği bir sanatsal gösteriden yoksun kaldılar; yazık!

Şef Nilgün Süren yönetiminde Vuslat III (Sevgiliye Kavuşma) Konseri’yle Türk Sanat Müziği hayranlarıyla buluşan Marmaris Belediyesi Türk Sanat Müziği Korosu, birbirinden güzel, seçilmiş Segâh, Hüzzam, Suzinak, Muhayyer Kürdî eserlerle koro ve solo olarak dinleyenlerin kulaklarının pasını alırcasına harika bir müzikli gece yaşattılar izleyenlere. Saz sanatçıları ile koro ve sololar arasındaki uyumun sağlanmasında Şef Nilgün Süren genç olmasına karşın üstün bir yetenek olduğunu kanıtlarken, saz ve ses sanatçılarının şefleri karşısındaki saygılı duruşları ve ona güvenle bakan bakışları, değerli şefi bir gurur örneği olarak da izleyenlere takdim etmiş oldu.

Salonun tamamen dolu olmasına karşın izleyenleri hayran bırakan saz ve ses sanatçıları en ufak bir falso yapmadan, kadın ve erkek sesleri arasındaki dengeyi bozmadan, sololara eşlik ederken hanendenin(okuyucu) sesini boğmadan, izleyenlere ulaşabilen bir ses dengesiyle görevlerini üstün bir başarıyla sergilediler.

Sololarda bütün hanendelerin mükemmel olduğunu söylerken mikrofona yaklaşımlarından salona bakışlarına, seslerini orkestra ve şefleriyle üstün bir başarı ile denge içinde kullanmalarına ve eserlere olan hâkimiyetlerine değinmeden geçmek olmaz. Solo olarak Ali Şahin ve Cemalettin Efecan gür ve pürüzsüz seslendirmeleriyle büyük beğeni kazanırken, Zeynep Soyer, Gülnur Ak, Seçil Çakar, İsmail Öncü, Bestami Şinik, Elmas Eraydın, Yücel Kaya güzel ve eksiksiz yorumlarıyla sahneye çok yakıştılar. Hasan HüseyinYayın, okulundaki başarılı bir müzik öğretmeni olmanın ötesinde, sanatçı kişiliğini sahneye de gururla taşımasını becermiş. Ama ben en çok üç genç sanatçı için daha fazla alkış istiyorum; iki adaş Özlem Esen ve Özlem Turhan ile Mehmet Ercan için. Niçin mi? Çok genç ve sanırım daha az tecrübeye sahip olmalarına karşın üstün bir başarı gösterdiklerini ve sahneyle birlikte izleyenleri de teslim aldıklarını teslim etmek için. Melih Ateşoğlu’nun sunuculuktaki ustalığının da altını çizmeliyim. Başta değerli şefleri olmak üzere, saz ve sesleriyle gururla yüreklerimizi dolduran tüm sanatçıları yürekten kutluyor ve alkışlıyorum, başarılarının sürekli ve sonsuz olmasını diliyorum.

Konser tanıtım programında koromuzun geçmişine bir gönderme var. Koronun ilk kuruluş aşamasında hepimiz için çok değerli eserler bırakarak aramızdan ayrılan büyük üstad İrfan Özbakır’ı, hizmetlerine değinilmemiş olmasını bir dalgınlık olarak yorumlayarak anmak, bu gecenin anısına bir değerbilirlik olacaktır sanırım.

Tanıtım programında baskı hatası olduğunu düşündüğüm üç düzeltme yapmak istiyorum; eğer yanılmış isem özür dilerim.
“Gurbet içimde bir ok “ şarkısının bestecisi Teoman Alpay, güfte yazarı Türkân Şoray ; “Hasta kalbimde yanan derdi niçin anlamadın “ şarkısının güfte yazarı Mustafa Nazif Irmak ; “Sen nisansın daha ben sarı eylül” şarkısının güfte yazarı
Bekir Mutlu olacaktır sanırım.
Son teşekkürümüz de Marmaris Belediyesi Türk Müziği Derneği Yönetim Kurulu ve bu derneğe destek verenlere…

İki de genel eleştiri :
Yıllar öncesinde konsere ya da tiyatroya gidenlerin bir damat ya da gelinlik kız gibi tertemiz giyindiklerini, erkeklerin kravat, ceket, ütülü kumaş pantolon, kadınların tayyör etek takım giyindiklerini ve bunu sanata saygının bir gereği özenerek yaptıklarını gözlemişizdir. Şimdilerde hadi diyelim Marmaris sıcaktır, daha spor giyinmek yadırganmasın, ama hiç değilse ütülü kumaş pantolonlar, boyası yenilenmiş kunduralar, ütülü gömlekler giyemez miyiz?

Oldum olası toplantılara zamanında katılamayız ve zamanında başlamaz toplantılar. Sanat izlencelerinde de alışkanlık haline geldi zamana uymamazlık. Saygın sanat kurumları hizmetlerini sunarken zamana uymayan izleyicilerini kapıları kapatarak birinci seanslara almıyorlar; bir dünya kenti gözüyle baktığımız Marmaris’te bu kuralı uygulamaya kalkmak acaba doğru olmaz mı? Bir de sanat sunumu başladıktan sonra yerinden kalkıp dış kapıları çarpa çarpa dışarıya çıkanlar, sıgara içtikten sonra yeniden salona dalanlar, çocuklarını kontrol etmeyenler, ya da getirmemeleri gereken etkinliklere çocuk getirenler… Çağdaş insanlığa yakışmıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir