OCAK

OCAK
Avlanmaya çıkan ilk insan avını daha kolay yakalayabilmek için hayvanın sesini taklit ederek ilk oyununu oynuyor. Belki de ilk tiyatro oyunu bu taklit. Öteki sanatlar, dans, müzik şiir arkadan gelmiş olmalı.

Belki de karnını doyurup, kendini güvenceye, korumaya aldığı bir sığınağı olduktan sonra, mutluluğunu anlatabilmek için dans eden ilk insan, duygularını, heyecanlarını ortaya koyarak ilk oyununu oynuyor.

Danstaki ritim insanı yüksek bir duygu ortamında heyecanın doruğuna çıkarır.
Taklit ya da dans ilkel insanın ilk oyunları olarak günümüz tiyatro sanatının ilk örnekleri, başlangıcı olarak kabul edilse yeridir.

Günümüz insanı duygu ve heyecanlarını yansıtmada olsun, mutluluk aramada olsun eğlenme gereksinimini karşılamak için bir araç olarak olsun, eğitim aracı olarak olsun tiyatroyu bir yaşam biçimi olarak toplumsal yaşamına katamıyorsa eksik yaşıyor demektir.

Türkiye, tiyatro fakiri bir ülke. Devlet ve şehir tiyatrolarını ülkeye yayamamışız. Özel tiyatrolar seyirci yetiştirememenin ve devletten ödenek alamamanın verdiği ekonomik yetersizlikler nedeniyle çoğalamıyor ve var olanlar da yaşayabilmek için büyük özveriler içinde can çekişerek yaşıyor. Yaz turneleriyle Anadolu’ya çıkıp halkla buluşmak, hem oyunlarını daha çok insanla buluşturmak, hem de sanatçılarını ekonomik yönden desteklemek amaçlı çalışmaları bir türlü istenilen olumlu sonuçları yaratamıyor. Doğal olarak bundan en çok etkilenenler sanatçılarla birlikte, kendisine ulaşılamayan ve tiyatrodan gerekli edinimleri sağlayamayan Anadolu insanı oluyor.

Tiyatro hem bir eğlence, hem de bir eğitim aracı, okul. Anadolu insanı tiyatro gereksinimini okul tiyatroları ve amatör yerel tiyatrolarla karşılamaya çalışsa da yeterli olmuyor. Ya da bu tiyatrolar kendilerini sergilemede yetersiz kalıyorlar, herkese ulaşamıyorlar.

Marmaris, tiyatro ve tiyatro salonları zengini olmasa da yine de şanslı bir kent sayılabilir.
Sunum ve donanımları yeterli olmasa da Maskot ve Özbek, tiyatro etkinliklerine katkı sağlamaya çalışıyorlar. Turnelerle gelen oyunlar Marmarislilerle buluşuyor. Kişisel gayretleriyle tiyatroya renk katan Celil Yağız Marmaris için ayrı bir değer sanat alanında.

VE MUTLU EDEN BİR OYUN: OCAK

Marmaris ‘li öğretmenlerin sanat etkinlikleri içinde bu yıl sahneledikleri ve 27 Mayıs akşamı İçmeler Belediye Salonunda galasını yaptıkları Turgut Özakman’ın “Ocak” oyunu-ki birkaç kez oynanacak- gerek seçimi, gerekse sahnelenmede gösterilen başarısıyla uzun süre kendisinden söz ettirecek, başarılı bir çalışma. Takdim edilişte, görev alanların belki de alçak gönüllülük gösterilerek isimlendirilmemiş olmasını bir eksiklik olarak gördüğümden, oyunun ve oyuncuların kimliklerini vererek başlayacağım eleştirime.

Oyunun Adı: Ocak
Yazar: Turgut Özakman
Sahneye koyan: Ali Rıza Korkut/Türkçe Öğretmeni

Oynayan Öğretmenler
Büyük Hanım: Türkân Hızlı
Anne: Nurgül Çetinkaya
Baba: Ali Özkan
Büyük Oğul: Cihan Taşyar
Ortanca Oğul: Abdurrahman Mülazımoğlu
Küçük Oğul: Giorgi(Yorgi) Taşhoyan/ 8.Sınıf Öğrencisi
Kız Oğul(Sevgi): Feyzan Çoban

Geçinme sıkıntısı içinde olan bir ailede birbirine bağlılığı ve dayanışmayı, annenin eş ve evlatlar üzerine titreyişini, hayal âleminde yaşayan bir aile büyüğünün(Büyük hanım) incitilmeden korunmasını, kardeşler arasındaki duygulandıran çekişmeler içinde sevgiye dayalı bir barışıklığı, vurdumduymazlığın hoşgörü ortamında nasıl sorumluluk yüklenmeye dönüşebildiğini, birbiriyle kaynaşmış bir ailenin şöyle ya da böyle mutluluğu yakalayabildiğini gösteren, eğlendirirken düşündüren bir oyun Ocak.

İNSAN, AMACI VE BAŞARISI ÖLÇÜSÜNDE BÜYÜKTÜR

İNSAN, AMACI VE BAŞARISI ÖLÇÜSÜNDE BÜYÜKTÜR
DOĞRU BAKIŞ /Ahmet NİŞANCI
5 Haziran 2010

Büyük olmak tutkusu pek çok insanın ortak isteğidir. Ama zor iştir büyük insan olmak.
Büyük olabilmek, büyük görünmek için nice insanlar vardır küçülen, küçükleşen.
Bazı insanlar vardır başkalarını küçülterek, bazıları da kendilerinden küçük gördüklerini korurken ya da koruduğunu sanırken büyüdüklerine inanırlar.
Büyük olduklarına inananlar, güçleri ile bilinçlerini birbirinden ayırt ettiklerinde büyüklüğe aşırı aykırılık yaratarak çevrelerine zarar verirler.
Sırtlarında taşıdıklarından zarar görenler, onların aslında büyük olmadığını yere fırlatma başarısını gösterebilirlerse geç de olsa fark edeceklerdir; çünkü gerçekten büyük olmayanlar yere düşünce sürünmeye başlarlar, iyice onursuzlaşırlar.
Gerçek büyük insanı aşağıdan bakarak göremezsiniz; o, dağ gibi yüksektir, görmek için seviyesine yükselmeye çalışmalısınız.
Büyüklük hem başarısızlığı/ yenilgiyi, hem de başarıyı/ utkuyu yaşamın gerçek anlamı içinde değerlendirebilenler/ kabullenenler için geçerlidir.
Büyük insan kendinden büyüğü tanır ve ona değer verir; her sözünü de ölçerek ve görgü kuralları içinde söyler.
Büyük olmadığını bildiği halde büyüklenenler sonunda yabanileşir ve yanlarına varılmaz olurlar, tehlikeli bir hal alırlar.
Büyük olduğunu sananların azıtmaları küçüklerin canını yakar.
Büyük olduğunu sananlar yaptıklarıyla kendilerini küçültürken, içinde yaşadıkları toplumu da hem küçültür, hem de zarar görmesine neden olurlar.
İnsan, amacının ve başarısının yüceliği ölçüsünde büyüktür.
Gerçekten büyük olanın zamanı geçmez.

Soruyorum: Ben neden büyüklük üzerine bir yazı yazdım bugün? Doğru yanıtlayanların hepsini kitaplarla ödüllendireceğime söz vererek afiyet ve esenlik dileklerimi iletirim.

MUTLULUK

MUTLULUK
(Mesude ve Cengiz’e)

HEP BÖYLE GÜZEL GEÇSİN YILLAR, SİZİN SARIP IŞITTIĞINIZ KADAR
NE DENİZLER SARSIN SİZİ, NE YILDIZLAR IŞITSIN.

TATLI BAKIŞLARINIZDA ERİSİN, KÖRDÜĞÜM OLSUN EZEL,
DOĞA’NIN HOYRATÇA VERDİĞİ SANCI VE HAYAL BİTSİN.

HAYAT DOLU GENÇLİĞİNİZ MUTLULUKLA YÜRÜSÜN,
BİTMESİN TATLI RÜYANIZ, EBEDİYEN SÜRSÜN.

Ahmet Nişancı
15 Eylül 1971, Çarşamba, Saat:20.00

E…’e

E…’e

ENGİN BİR SUDUR DENİZ
DOLUYUM BEN ONUNLA
İÇİMDE KAYNAYAN VOLKAN
ZEYTİN RENGİ BİR DENİZ

TATLI BİR DENİZ
OLGUN BİR DENİZ
LALELER GİBİ AÇAN
KIRMIZI GÜN IŞIĞI
UMUT DOLU
NADİDE BİR DENİZ

Ahmet Nişancı
13 Mart 1963

KADINLARIMIZ

KADINLARIMIZ
Arttıkça mutluluğa özlemim
Siz gelirsiniz lepiska saçlarınızla usuma,
Bahar yağmurlarının çisentisinde,
Ayvalık’ta bir zeytin bahçesi
Gözleriniz gelir,
Ve beni Boğaziçi’nin temmuz bunaltısından alan
Gök kuşağı kollarınız…
Alır götürür beni kollarınız Rumelihisarı’nda
Mahzenlerin aydınlattığı şarap kokularına…
Ellerimi kaybettiren kadehler
Bir şişe kızıl şarap kokusu aydınlığında
Sizi getirir bana;
Öperim güneş aydınlığındaki gül ellerinizden,
Ellerinizden yıldızlar düşer dudaklarıma,
Alırım ak ellerinizi avuçlarımın içine,
Dünyam değişir,
Bir demet nar kırmızısı
Ya da beyaz gül ellerinizde
Mutluluğa uyanırım.

ÇORUH’UMA ŞARKI

ÇORUH’UMA ŞARKI
COŞTULAR MI SULARIN AKAR MI BOZ BULANIK
ÇALARLAR MI ÇOBANLAR KAVALI YANIK YANIK
GÖNLÜMÜ SANA VERDİM GÖZÜM KAPALI UYANIK
BEZENDİ Mİ BAĞ BAHÇE YEŞİLLİĞE ÇORUHUM.

TOMURCUKLAR AÇTI MI KOKARLAR MI MİS GİBİ
KABARDI MI SULARIN BİLİNMİYOR MU DİBİ
DAĞLARINDA VARMIDIR HÂLÂ FIRTINA TİPİ
YOKSA YAYILDILAR MI KOYUN KUZU ÇORUHUM.

AÇTI MI BAHÇELERİNTOMURCUKLARI GÜLLERİ
AL YEŞİL GİYDİ Mİ KIZLAR GELİR Mİ NAĞMELERİ
TOPLUYORLAR MI BAK HELE YAYLADAN SÜMBÜLLERİ
GÖZLERİMDE ÖZLEMLE TÜTÜYORLAR ÇORUHUM.

ÇİFTÇİLER NE ÂLEMDE BAŞLADILAR MI İŞE
KURUNTULU MU YİNE DAĞ BAŞINDAKİ MEŞE
O DENİZ ORMANLARIN VERİR İNSANA NEŞE
SOĞUK SULARIN YİNE BUZLUYOR MU ÇORUHUM.
Ahmet Nişancı
13 Mart 1960

2011’E ACISIZ KARŞILAMA DİLEKLERİ

2011’E ACISIZ KARŞILAMA DİLEKLERİ

DOĞRU BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI – 29 Aralık 2010
ahnisanci@gmail.com ahmetnisanci@windowsive.com

Tanrı tattırmasın acıyı
Komşu olmasın tatlımıza acı,
Yeniden yazılsın kaderler ilaç yerine
Kapımızın dışında yatsın acılar.

Doğru sözler cevherdir insana
Anlaşılmazmış çekilmeyince acı,
Hakka kavuşmak haktır
Dışında kalsın tatlıdan gelen acı.

Susmasın insan kor gibi yakarken acı,
Mutlu anlar çok, yoksulluk yok olsun
Olmasın ekmek acı,
Acılar çalmasın kapısını insanın.

Yeter küçük mutluluklar insana,
Olmazsa yanında acı.
Sonsuz sevinçler içinde unutulsa da
Hangi sevgiden daha değerli, asil, acı?

Dem vurulmasın acımadan
Kaybetsin hakkını acıma
Adalet hesap sorsun acımadan
Usandırılmasın insan acımalardan.

Hatırlamak acıyı başkasının acısında,
Kendimize acımak bu, bu bir bencilik,
Erdem gibi görülse de acımak,
Ağır gelir onurumuza.

Zor katlanır insan acınmaya,
Hele aç ise kalp,
Sağalmaz acı hekimin acımasıyla
Ruhu acı çekmeye yatkınsa insan.

İnsanlık dilinin en tatlı sözüdür “Af”
Adaletse suçludan öç almak,
Erdemdir bağışlamak,
Ve unutmaktır iyi insanların öcü.

Anlaşılsın bütün insanlar,
Af edilsin tüm günahları,
Çıkarcılar da dönsün yanlışlarından,
Kucaklaşsın doğu batı, kurt kuzu.

Başarının zekâtıdır af etmek,
Güçlüleri güçlü kılar af etmek,
Kendin anlamak, bilmektir af etmek,
İnsansa, vatana millete karşı sadıksa.

Alınmasın insanlardan ah,
Âşık’ın dilinde Allah’tır ah,
Yardan ayrı düşenler her an çeker ah,
Dertlinin dilinde bitmez asla ah!

Kalbin sözü sağır edermiş aklı,
Gönlün oyuncağı olurmuş akıl,
Beğenmeyen var mı ola aklını,
Eder yumuşaklığı düşmanları dost.

Son sözüm size güçlüler;
Kul olun, baş eğin insana, İnanıyorsanız Tanrı’ya
Geçici dünya.

Mutluluk herkesin hakkı
Varsa adalet güçlüde,
Alçakgönüllü olanın
Açıktır her zaman bahtı.

Öğrencilerim ve Öğretmenlik

ÖĞRENCİLERİM VE ÖĞRETMENLİK
Öğretmenliğin kutsal değerlerine tapındım her zaman,
Güzel öğrencilerim oldu bütün zamanlarımda;
Riyasız, özenli, gözlerinin içi gülen dikkatlerinde
Erirdi hüzünlerim birlikteyken…
Ne çok mutluluklar yaşadım onlarla, üzüntülerim de oldu,
Cevapsız acılarım da…
İlk öğretmenliğimde gözlerime ışık veren kaynaklardır onlar,
Levent delikanlılarımızdırlar kızlı erkekli,
Eğer üzülürlerse, isyanlarla ağlarım, kanatsız kalırım, yıkılırım onlarsız.
Rüyalarıma girerlerdi ömrüm boyunca;
İmtihanlar verirdim karşılarında sorumluca, bilinçli,
Milat onlarla var oldu benim için, sonsuz yaşayış da.

Verirler karşılıksız bütün sevgilerini, titrer yüreğiniz mutluluktan
Erir bütün yokluklar parlayan gözlerinde.

Özürsüzdür öğretmen öğrenmeye susamışken gençlik,
Görür gözü, duyar kulakları, hisseder ruhları geleceği,
Razı olunamaz asla azla yetinmelerine;
Eserler yaratacak, geleceği kuracak, ülkeyi kucaklayacak
Türküm, Doğruyum, Çalışkanım diyen Atatürkçü gençliktir bu,
Modern yaşamların sonsuz öğretilerini hak ederler her zaman,
Ezilmiş, yoksul zamanların anne babalarının umutlarıdırlar,
Naziktirler, zariftirler, kırılgan gururları okşanmak ister, haklarıdır,
Laik cumhuriyeti ve demokrasiyi güçlendirecek ve yaşatacak onlardır,
İsyan ediyorlarsa haksızlığa, yoksulluğa; kalkınacaktır ülke
Ülke kutlanacak ve kutsanacak bu gençlik sayesinde.
AHMET NİŞANCI 5 NİSAN 2014 – SAAT: 05.12

SAYIN DENİZ BAYKAL’A AÇIK MEKTUP

SAYIN DENİZ BAYKAL’A AÇIK MEKTUP
BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI
11 Şubat 2008

Ülkeme Edebiyat Öğretmeni ve Eğitim Yöneticisi olarak otuz dört yıl hizmet ettikten sonra, Yüce Atatürk’ün hem de yokluk içinde bir uçurumun kenarından çekip çıkararak kurduğu Ulus Devlet Türkiye’mizin altı ok doğrultusunda çağdaşlaşmasının güvencesi olarak kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde üye, parti öğretmeni, danışma kurulu üyesi olarak görev yaptım. Şu anda partinin üyesi değilim; çünkü partinin tüzüğünde yazılı ilkeler ile uygulamalarda gördüğüm çelişkileri ne kendime ne de başkalarına karşı savunamayacak duruma düşünce istifa ettim. Gönül bu, her şeye karşın bugüne kadar yine de oyumu CHP dışında bir partiye vermediğim gibi, her seçim döneminde de oyların CHP’de toplanması için çaba harcadım.

Cumhuriyetçiyim, Atatürk Milliyetçisiyim ve Atatürk Devrimlerinin yılmaz savunucusuyum. Ülkemin birliği, bütünlüğü, halkımızın mutluluğu ve yetişen nesillerimizin Ulus devlet olarak bağımsız ve güvencede bir geleceklerinin olması için her an canımı ortaya koymaya hazır altmış altı yaşında bir Türk genciyim.

Sayın Baykal, dürüstlüğünüze, siyasetteki bilginize, gerek grup içinde gerekse meclisteki konuşmalarınızdaki başarınıza rakipleriniz de dahil olmak üzere hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Ama Sayın Baykal, bir lider olarak sizde, partinin başarılı olması ve iktidarı yakalayabilmesi için eksik olan bir şeyler var ki (bunu ben söyleyeceğim biraz sonra) her halde bugüne kadar bunu size samimiyetle söyleyebilecek bir yakın kadronuz olmadı ve bu eksikliği siz de fark edemediniz, ya da farkettiniz de “ Bu böyle gider ; bu millet bizden (CHP’den) başkasını seçme şansının olmadığının farkındadır nasıl olsa .” diye düşünerek üzerinde fazla durmadınız.

Sizde eksik olan nedir biliyor musunuz Sayın Baykal?

A)Siz Toplumun Her Kesimini Kucaklayacak Proğramlar Yapamadınız.

Belki de yaptınız da –ben bilmiyor ya da anlamamış olabilirim- kadrolarınız bunları uygulayamamıştır. Son seçim öncesindeki çalışmalarınızı elbetteki değerlendirmişsinizdir. Bu seçim çalışmalarına bir de birlikte bakmamıza izin veriniz.

Ülkemizdeki seçim çalışmalarında etkili olan en önemli yöntemleri şöyle sıralayabiliriz eksikleriyle:

1. Meydanlara çıkmak ve halkın nabzını iyi tutmak: Halkın ihtiyaçlarından hareketle çözüm üretmek ve yapacaklarınızın kaynaklarını göstererek onları kendi partinize oy vermeye yönlendirecek, heyecanlandıracak sloganlar yaratmak. Bunları sadece seçim zamanları değil, her an seçim olacakmış gibi canlı tutmak ve uzun bir zamana yaymak. Bunları yaptığınıza inanıyor musunuz Sayın Baykal?

2.Ülkenin bütün meydanlarında var olmak: Bildiğim kadarıyla son seçim öncesi otuz beş kadar ilde meydanlara çıktınız ve mitinglere katıldınız; bugün iktidar olanların liderlerinin yaptığı ve katıldıkları mitinglerin sayısı sizinkinin iki katı kadar nerdeyse. Bu çalışmalarda görevinizi yaptığınızı gönül rahatlığıyla söyleyebilir misiniz SayınBaykal?

3.Türk Basını İle İlişkileri Güçlü Tutacak Çalışmalar Yapmak ve Medyanın Bütün Organlarından( Yazılı ve Görsel Basından) En İyi Verimi Alacak Ortamı Yaratmak: Siz “ Basın bizi tutmuyor, ne yapabilirim.”diye sadece şikayetlendiniz. Onlarla yeterli, etkili ve inandırıcı söylemler yaratamadınız. Gerçek şu ki basınımızın içinde ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının arkasında görenler, ideolojik bakışlarıyla hiçbir zaman Cumhuriyet’ten yana olmayanlar olsa bile size düşen ödev,onların yanlış bir çıkmaza doğru yol aldıklarına inanmalarını sağlamak için sonuna kadar savaşım vermek değil miydi Sayın Baykal?

4.Sendikalarla, Sivil Toplum Örgütleriyle,Köylülerle, Varoşlarda Yaşayanlarla, İşçilerle Gereken Sıcak ve Samimi İlişkiler Kurmak:İşveren sendikaları da dahil olmak üzere bütün işçi sendikalarına güven verecek, sivil toplum örgütlerini yanına alacak, işçilerimizin sosyal güvencelerini güçlendirecek söylemlere yer verecek, yoksul,işsiz, eğitimsiz, cahil ve geleceğine korkuyla bakan, daha çok göçlerle oluşmuş ülkenin dört bir yanından kopup gelmiş ekmek peşinde koşan varoş insanlarına kucak açacak ve yok olan tarım girdilerinin düzeleceğine ait proğramlarla köylülerimizi tatmin edecek girişimlerde ne kadar başarılı olduğunuz konusunda bir bilgiye sahip misiniz Sayın Baykal?

B)Türkiye Cumhuriyetinin Temel Niteliklerini İçinde Barındıran Altı Ok’a Sahiplik Edemediniz.

Atatürk Cumhuriyeti’nin bir zamanlar anayasası içinde de yer alan, çok partili yaşama geçişten sonra ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin değiştirilemeyecek ve vazgeçilemeyecek ilkeleri olarak tüzüğünde yer alan ve ulusumuzun “olmazsa olmazı” olarak kabul ettiğimiz altı okun sembolleştirdiği ilkelerin yıpratılmasına, eritilmesine ve ortadan kaldırılmasına seyirci kalınmıştır. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili’nin , hele hele yıllardır CHP’nin başında bulunan bir lider olarak sizin Sayın Baykal “Biz karşı çıktıksa da bu erimeleri önleyemedik.” gibi bir özüre sığınma hakkınız olamaz.

1.Cumhuriyetçilik:Atatürk Cumhuriyeti’nin en belirgin özelliği bağımsızlık ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olacağıdır. Türkiye’nin uluslar arasındaki karşılıklı eşitlik ve saygıya dayalı bağımsızlığından ve egemenliğin millete ait olduğundan söz edilebilir mi bugün? Ülkemizin bağımsızlığı özellikle ABD ve AB içeriğinde yok edilmeye çalışılırken ülkemizin saygınlığına gölge düşürenler arasında sizin de var olup olmadığınızı düşündüğünüz oluyor mu hiç Sayın Baykal? AB’ye taraf olmak ya da ABD’ye güven duymak söylemlerinde kim ne kadar samimi ve güvenilirdir.

2.Atatürk Ulusçuluğu(Milliyetçilik):İçinde yaşadığı millete ait olma ve kendisi yücelirse milletinin de yüceleceğine olan duyguları farklılaşmış etnik yapıların kaynaştırılamadığı bir ulusun ulusçuluğu yaralıdır. Bu yaranın sarılabilmesi için siz hangi ölçüde, hangi uzlaştırıcı çalışmalarla o yurttaşlarımıza ulaşmaya çalıştınız Sayın Baykal?

3.Halkçılık:Halkçılık ve demokrasi birbiriyle ayrılmaz ikiz kardeşlerdir. Ülkemizde gerçekten halkın egemenliğine dayalı bir demokrasiden söz edebilmek için Siyasi Partilerin kendi içinde ve üyeleri arasında demokrasi olup olmadığına bakmak lazımdır. Ön seçimi parti içi ve parlamento oluşumu seçimlerinde ilkeli hale getirememiş bir parti ulusal egemenliğin halka ait olduğundan söz edebilir mi Sayın Baykal?

4.Devletçilik:Atatürkçü dünya görüşü içeriğinde pragmatik ,demokratik ve devrimci bileşimin ürünü olan Devletçilik ayaklar altında sürüklenir duruma gelirken, Atatürk Cumhuriyeti’nin yoksulluklardan var ettiği devletçi kuruluşların yabancı kuruluşlara ve onların yerli işbirlikçilerine satılmaması için ,engellemek için siz nasıl ve ne kadar bir çaba gösterdiniz Sayın Baykal?

5.Lâiklik: Çağdaşlaşmanın vazgeçilemez koşulu olan, insanca yaşama hakkını katı dogmalardan uzaklaşarak doğrudan akıl ve bilimin ışığında hayatın kendisinden alan lâiklik son yıllarda hükümet edenlerin çabalarıyla yıpratılırken ve son olarak da turbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin yasalar mecliste görüşülürken bunları engellemek için etkili bir eylem ortaya koyduğunuzu ben hatırlıyamıyorum.” Sayın Kamer Genç kadar bile olamadık!”diye düşündüğünüz ve üzüldüğünüz olmuş mudur acaba Sayın Baykal?

6.Devrimcilik: Uygarlık yolunda ilerlemek için çaba göstermek çağdaşlaşmanın ön koşuludur. Çağdaşlaşabilmek için akıl ve bilimin yol göstericiliğinde nerede insan mutluluğunu artıracak, yüceltecek bir yenilik, bir buluş , bir uygarlık eseri varsa onları ulusumuza kazandırmaktır devrimcilik. Devrimcilik adına bu güne değin neler yaptığınızı değil, hiç değilse yapılması için uğraştığınız bir devrimci çabanızı hatırlatabilir misiniz Sayın Baykal?

SONUÇ: Darbeden sonra kapatılan CHP’nin yeniden ulusumuza kazandırılması için yaptığınız hizmetleri ve elbette ülkeye Başbakan olarak hizmet etmek isteyişinizdeki samimiyetinizi takdirle ve şükranla karşılayanlardanım. Ama artık sizde kabul ediniz ki bu gemi sizinle ancak buraya kadar yürüyor. Hemen altınızdaki kadrolara bir bakınız. Sizden sonrası için kaç genç yetiştirdiniz? Yok muydu da yetiştiremediniz, yoksa yetiştirmek mi istemediniz? Bu yaşlı ve yorgun kadrolarla bu partinin önü kapalıdır, görün bunu artık.

Bir şey daha var.Türk sol hareketine yön verecek olan CHP, kendi içinde barındırmak zorunda olduğu seçkin , yetişkin evlatlarını kucaklamak ve dağılmış olan , küçük küçük tabela partileri olarak parçalanmış olan küskünleri ,- ya da hadi yanılgı içinde olduklarını varsayalım-ayrı düşenleri, sözde değil özde bir yaklaşımla, ilkeleri doğru konmuş bir proğramla çatısı altında birleştirmek görevini artık daha fazla ertelememelidir. Ulusumuzun bugün içinde bulunduğu durumdan kurtuluşunu yine demokrasi içinde ve aynı görüşleri paylaştıklar halde ayrışmak durumunda kalmış, bırakılmış yetişkin, akıl ve bilimden yana olan insanlarımızın birliği sağlayacaktır. Halkımıza güven verecek kadroları yeniden kurmak ulusal bir görev olarak önünüzde duruyor. Bu görevi nasıl yerine getirebilirsiniz? Asıl soru şimdi budur.Bunun yanıtı da tektir:

Ulusa hizmet etmede” Ben daha iyi bilirim demeyecek” bir önder etrafında bütün küskünleri içine alacak bir çekirdek kadro kurarak,Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden demokrat, akılcı, çıkarsız bir kimlikle canlandırmak,yeniden yaratmak.

SAYIN DENİZ BAYKAL’A AÇIK MEKTUP

BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI

a-nisanci@hotmail.com

11 Şubat 2008

Ülkeme Edebiyat Öğretmeni ve Eğitim Yöneticisi olarak otuz dört yıl hizmet ettikten sonra, Yüce Atatürk’ün hem de yokluk içinde bir uçurumun kenarından çekip çıkararak kurduğu Ulus Devlet Türkiye’mizin altı ok doğrultusunda çağdaşlaşmasının güvencesi olarak kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde üye, parti öğretmeni, danışma kurulu üyesi olarak görev yaptım. Şu anda partinin üyesi değilim; çünkü partinin tüzüğünde yazılı ilkeler ile uygulamalarda gördüğüm çelişkileri ne kendime ne de başkalarına karşı savunamayacak duruma düşünce istifa ettim. Gönül bu, her şeye karşın bugüne kadar yine de oyumu CHP dışında bir partiye vermediğim gibi, her seçim döneminde de oyların CHP’de toplanması için çaba harcadım.

Cumhuriyetçiyim, Atatürk Milliyetçisiyim ve Atatürk Devrimlerinin yılmaz savunucusuyum. Ülkemin birliği, bütünlüğü, halkımızın mutluluğu ve yetişen nesillerimizin Ulus devlet olarak bağımsız ve güvencede bir geleceklerinin olması için her an canımı ortaya koymaya hazır altmış altı yaşında bir Türk genciyim.

Sayın Baykal, dürüstlüğünüze, siyasetteki bilginize, gerek grup içinde gerekse meclisteki konuşmalarınızdaki başarınıza rakipleriniz de dahil olmak üzere hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Ama Sayın Baykal, bir lider olarak sizde, partinin başarılı olması ve iktidarı yakalayabilmesi için eksik olan bir şeyler var ki (bunu ben söyleyeceğim biraz sonra) her halde bugüne kadar bunu size samimiyetle söyleyebilecek bir yakın kadronuz olmadı ve bu eksikliği siz de fark edemediniz, ya da farkettiniz de “ Bu böyle gider ; bu millet bizden (CHP’den) başkasını seçme şansının olmadığının farkındadır nasıl olsa .” diye düşünerek üzerinde fazla durmadınız.

Sizde eksik olan nedir biliyor musunuz Sayın Baykal?

A)Siz Toplumun Her Kesimini Kucaklayacak Proğramlar Yapamadınız.

Belki de yaptınız da –ben bilmiyor ya da anlamamış olabilirim- kadrolarınız bunları uygulayamamıştır. Son seçim öncesindeki çalışmalarınızı elbetteki değerlendirmişsinizdir. Bu seçim çalışmalarına bir de birlikte bakmamıza izin veriniz.

Ülkemizdeki seçim çalışmalarında etkili olan en önemli yöntemleri şöyle sıralayabiliriz eksikleriyle:

1. Meydanlara çıkmak ve halkın nabzını iyi tutmak: Halkın ihtiyaçlarından hareketle çözüm üretmek ve yapacaklarınızın kaynaklarını göstererek onları kendi partinize oy vermeye yönlendirecek, heyecanlandıracak sloganlar yaratmak. Bunları sadece seçim zamanları değil, her an seçim olacakmış gibi canlı tutmak ve uzun bir zamana yaymak. Bunları yaptığınıza inanıyor musunuz Sayın Baykal?

2.Ülkenin bütün meydanlarında var olmak: Bildiğim kadarıyla son seçim öncesi otuz beş kadar ilde meydanlara çıktınız ve mitinglere katıldınız; bugün iktidar olanların liderlerinin yaptığı ve katıldıkları mitinglerin sayısı sizinkinin iki katı kadar nerdeyse. Bu çalışmalarda görevinizi yaptığınızı gönül rahatlığıyla söyleyebilir misiniz SayınBaykal?

3.Türk Basını İle İlişkileri Güçlü Tutacak Çalışmalar Yapmak ve Medyanın Bütün Organlarından( Yazılı ve Görsel Basından) En İyi Verimi Alacak Ortamı Yaratmak: Siz “ Basın bizi tutmuyor, ne yapabilirim.”diye sadece şikayetlendiniz. Onlarla yeterli, etkili ve inandırıcı söylemler yaratamadınız. Gerçek şu ki basınımızın içinde ülke çıkarlarını kendi çıkarlarının arkasında görenler, ideolojik bakışlarıyla hiçbir zaman Cumhuriyet’ten yana olmayanlar olsa bile size düşen ödev,onların yanlış bir çıkmaza doğru yol aldıklarına inanmalarını sağlamak için sonuna kadar savaşım vermek değil miydi Sayın Baykal?

4.Sendikalarla, Sivil Toplum Örgütleriyle,Köylülerle, Varoşlarda Yaşayanlarla, İşçilerle Gereken Sıcak ve Samimi İlişkiler Kurmak:İşveren sendikaları da dahil olmak üzere bütün işçi sendikalarına güven verecek, sivil toplum örgütlerini yanına alacak, işçilerimizin sosyal güvencelerini güçlendirecek söylemlere yer verecek, yoksul,işsiz, eğitimsiz, cahil ve geleceğine korkuyla bakan, daha çok göçlerle oluşmuş ülkenin dört bir yanından kopup gelmiş ekmek peşinde koşan varoş insanlarına kucak açacak ve yok olan tarım girdilerinin düzeleceğine ait proğramlarla köylülerimizi tatmin edecek girişimlerde ne kadar başarılı olduğunuz konusunda bir bilgiye sahip misiniz Sayın Baykal?

B)Türkiye Cumhuriyetinin Temel Niteliklerini İçinde Barındıran Altı Ok’a Sahiplik Edemediniz.

Atatürk Cumhuriyeti’nin bir zamanlar anayasası içinde de yer alan, çok partili yaşama geçişten sonra ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin değiştirilemeyecek ve vazgeçilemeyecek ilkeleri olarak tüzüğünde yer alan ve ulusumuzun “olmazsa olmazı” olarak kabul ettiğimiz altı okun sembolleştirdiği ilkelerin yıpratılmasına, eritilmesine ve ortadan kaldırılmasına seyirci kalınmıştır. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili’nin , hele hele yıllardır CHP’nin başında bulunan bir lider olarak sizin Sayın Baykal “Biz karşı çıktıksa da bu erimeleri önleyemedik.” gibi bir özüre sığınma hakkınız olamaz.

1.Cumhuriyetçilik:Atatürk Cumhuriyeti’nin en belirgin özelliği bağımsızlık ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olacağıdır. Türkiye’nin uluslar arasındaki karşılıklı eşitlik ve saygıya dayalı bağımsızlığından ve egemenliğin millete ait olduğundan söz edilebilir mi bugün? Ülkemizin bağımsızlığı özellikle ABD ve AB içeriğinde yok edilmeye çalışılırken ülkemizin saygınlığına gölge düşürenler arasında sizin de var olup olmadığınızı düşündüğünüz oluyor mu hiç Sayın Baykal? AB’ye taraf olmak ya da ABD’ye güven duymak söylemlerinde kim ne kadar samimi ve güvenilirdir.

2.Atatürk Ulusçuluğu(Milliyetçilik):İçinde yaşadığı millete ait olma ve kendisi yücelirse milletinin de yüceleceğine olan duyguları farklılaşmış etnik yapıların kaynaştırılamadığı bir ulusun ulusçuluğu yaralıdır. Bu yaranın sarılabilmesi için siz hangi ölçüde, hangi uzlaştırıcı çalışmalarla o yurttaşlarımıza ulaşmaya çalıştınız Sayın Baykal?

3.Halkçılık:Halkçılık ve demokrasi birbiriyle ayrılmaz ikiz kardeşlerdir. Ülkemizde gerçekten halkın egemenliğine dayalı bir demokrasiden söz edebilmek için Siyasi Partilerin kendi içinde ve üyeleri arasında demokrasi olup olmadığına bakmak lazımdır. Ön seçimi parti içi ve parlamento oluşumu seçimlerinde ilkeli hale getirememiş bir parti ulusal egemenliğin halka ait olduğundan söz edebilir mi Sayın Baykal?

4.Devletçilik:Atatürkçü dünya görüşü içeriğinde pragmatik ,demokratik ve devrimci bileşimin ürünü olan Devletçilik ayaklar altında sürüklenir duruma gelirken, Atatürk Cumhuriyeti’nin yoksulluklardan var ettiği devletçi kuruluşların yabancı kuruluşlara ve onların yerli işbirlikçilerine satılmaması için ,engellemek için siz nasıl ve ne kadar bir çaba gösterdiniz Sayın Baykal?

5.Lâiklik: Çağdaşlaşmanın vazgeçilemez koşulu olan, insanca yaşama hakkını katı dogmalardan uzaklaşarak doğrudan akıl ve bilimin ışığında hayatın kendisinden alan lâiklik son yıllarda hükümet edenlerin çabalarıyla yıpratılırken ve son olarak da turbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin yasalar mecliste görüşülürken bunları engellemek için etkili bir eylem ortaya koyduğunuzu ben hatırlıyamıyorum.” Sayın Kamer Genç kadar bile olamadık!”diye düşündüğünüz ve üzüldüğünüz olmuş mudur acaba Sayın Baykal?

6.Devrimcilik: Uygarlık yolunda ilerlemek için çaba göstermek çağdaşlaşmanın ön koşuludur. Çağdaşlaşabilmek için akıl ve bilimin yol göstericiliğinde nerede insan mutluluğunu artıracak, yüceltecek bir yenilik, bir buluş , bir uygarlık eseri varsa onları ulusumuza kazandırmaktır devrimcilik. Devrimcilik adına bu güne değin neler yaptığınızı değil, hiç değilse yapılması için uğraştığınız bir devrimci çabanızı hatırlatabilir misiniz Sayın Baykal?

SONUÇ: Darbeden sonra kapatılan CHP’nin yeniden ulusumuza kazandırılması için yaptığınız hizmetleri ve elbette ülkeye Başbakan olarak hizmet etmek isteyişinizdeki samimiyetinizi takdirle ve şükranla karşılayanlardanım. Ama artık sizde kabul ediniz ki bu gemi sizinle ancak buraya kadar yürüyor. Hemen altınızdaki kadrolara bir bakınız. Sizden sonrası için kaç genç yetiştirdiniz? Yok muydu da yetiştiremediniz, yoksa yetiştirmek mi istemediniz? Bu yaşlı ve yorgun kadrolarla bu partinin önü kapalıdır, görün bunu artık.

Bir şey daha var.Türk sol hareketine yön verecek olan CHP, kendi içinde barındırmak zorunda olduğu seçkin , yetişkin evlatlarını kucaklamak ve dağılmış olan , küçük küçük tabela partileri olarak parçalanmış olan küskünleri ,- ya da hadi yanılgı içinde olduklarını varsayalım-ayrı düşenleri, sözde değil özde bir yaklaşımla, ilkeleri doğru konmuş bir proğramla çatısı altında birleştirmek görevini artık daha fazla ertelememelidir. Ulusumuzun bugün içinde bulunduğu durumdan kurtuluşunu yine demokrasi içinde ve aynı görüşleri paylaştıklar halde ayrışmak durumunda kalmış, bırakılmış yetişkin, akıl ve bilimden yana olan insanlarımızın birliği sağlayacaktır. Halkımıza güven verecek kadroları yeniden kurmak ulusal bir görev olarak önünüzde duruyor. Bu görevi nasıl yerine getirebilirsiniz? Asıl soru şimdi budur.Bunun yanıtı da tektir:

Ulusa hizmet etmede” Ben daha iyi bilirim demeyecek” bir önder etrafında bütün küskünleri içine alacak bir çekirdek kadro kurarak,Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisi’ni yeniden demokrat, akılcı, çıkarsız bir kimlikle canlandırmak,yeniden yaratmak.

Referanduma Dayalı Anayasa Değişiklik Paketi (4)

REFERANDUMA KONU ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİ (4)
DOĞRU BAKIŞ / Ahmet NİŞANCI
23 Temmuz 2010

Madde 15- Anayasanın H. Askeri yargı kenar başlığını taşıyan 145. maddesinde değişiklikler yapılmıştır.
Bu maddenin yeni biçimi; önceki maddeden kalanlar büyük harflerle altı çizili olarak, yeni eklenenler büyük harflerle siyah ve italik olarak, çıkarılanlar parantez içinde küçük harflerle ve her paragrafın sonuna eklenerek şöyledir:
Madde 145-ASKERİ YARGI, ASKERİ MAHKEMELER VE DİSİPLİN MAHKEMELERİ TARAFINDAN YÜRÜTÜLÜR. BU MAHKEMELER; ASKER KİŞİLER TARAFINDAN İŞLENEN ASKERİ SUÇLAR İLE BUNLARIN ASKER KİŞİLER ALEYHİNE VEYA ASKERLİK HİZMET VE GÖREVLERİYLE İLGİLİ OLARAK İŞLEDİKLERİ SUÇLARA AİT DAVALARA BAKMAKLA GÖREVLİDİR. DEVLETİN GÜVENLİĞİNE, ANAYASAL DÜZENE VE DÜZENİN İŞLEYİŞİNE KARŞI SUÇLARA AİT DAVALAR HER HALDE ADLİYE MAHKEMELERİNDE GÖRÜLÜR. (bu mahkemeler, asker kişilerin; askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.)
SAVAŞ HALİ HARİCİNDE, ASKER OLMAYAN KİŞİLER ASKERİ MAHKEMELERDE YARGILANAMAZ.
ASKER MAHKEMELERİN SAVAŞ (veya sıkıyönetim hallerinde) HALİNDE HANGİ SUÇLAR VE HANGİ KİŞİLER BAKIMINDAN YETKİLİ OLDUKLARI; KURULUŞLARI VE GEREKTİĞİNDE BU MAHKEMELERDE ADLİ YARGI HÂKİM VE SAVCILARININ GÖREVLENDİRİLMELERİ KANUNLA DÜZENLENİR.
ASKERİ YARGI ORGANLARININ KURULUŞU, İŞLEYİŞİ, ASKERİ HÂKİMLERİN ÖZLÜK İŞLERİ, ASKERİ SAVCILIK GÖREVLERİNİ YAPAN ASKERİ HAKİMLERİN (mahkemesinde)GÖREVLİ BULUNDUKLARI KOMUTANLIKLA İLİŞKİLERİ, MAHKEMELERİN BAĞIMSIZLIĞI VE HÂKİMLİK TEMİNATI ESASLARINA GÖRE KANUNLA DÜZENLENİR. (kanun, ayrıca askerî hâkimlerin yargı hizmeti dışındaki askerî hizmetler yönünden askerî hizmetlerin gereklerine göre teşkilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan ilişkilerini de gösterir)
Bu maddede yapılan değişiklikler ile asker olmayan kişilerin -savaş halleri dışında- işledikleri suçlar askerlikle ilgili ve askeri bölgelerde olsa bile yargılanmaları sivil mahkemelerde yapılacaktır.
Savaş hali için askerî mahkemelerin yetkileri yeniden kanunla düzenlenecektir; bu düzenlemenin nasıl olacağı hakkında da bir açıklık yoktur. Askerî hâkim ve savcıların yargı hizmeti dışında komutanlıklarıyla olan ilişkileri de engellenmiştir. Bunun emir komuta zincirini engelleyici ve askerî disiplini zedeleyici bir durum olduğu bir gerçektir ve Türk Ordusu için bir zayıflıktır. Bir başka deyişle bu maddede yapılan değişikliklerle ordu içinde ve orduya karşı işlenmiş suçların çözümünün ordunun kendi içindeki yargıya bırakılması engellenmiştir, bu durum Türk Ordusu yargısına güvensizlik belirtisidir.
Bundan sonraki değişiklik maddesi Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşu ile ilgilidir (madde 16) ve oldukça geniş bir inceleme ve anlatım gerektiriyor.
(devamı yarın)