İNSAN, AMACI VE BAŞARISI ÖLÇÜSÜNDE BÜYÜKTÜR

İNSAN, AMACI VE BAŞARISI ÖLÇÜSÜNDE BÜYÜKTÜR
DOĞRU BAKIŞ /Ahmet NİŞANCI
5 Haziran 2010

Büyük olmak tutkusu pek çok insanın ortak isteğidir. Ama zor iştir büyük insan olmak.
Büyük olabilmek, büyük görünmek için nice insanlar vardır küçülen, küçükleşen.
Bazı insanlar vardır başkalarını küçülterek, bazıları da kendilerinden küçük gördüklerini korurken ya da koruduğunu sanırken büyüdüklerine inanırlar.
Büyük olduklarına inananlar, güçleri ile bilinçlerini birbirinden ayırt ettiklerinde büyüklüğe aşırı aykırılık yaratarak çevrelerine zarar verirler.
Sırtlarında taşıdıklarından zarar görenler, onların aslında büyük olmadığını yere fırlatma başarısını gösterebilirlerse geç de olsa fark edeceklerdir; çünkü gerçekten büyük olmayanlar yere düşünce sürünmeye başlarlar, iyice onursuzlaşırlar.
Gerçek büyük insanı aşağıdan bakarak göremezsiniz; o, dağ gibi yüksektir, görmek için seviyesine yükselmeye çalışmalısınız.
Büyüklük hem başarısızlığı/ yenilgiyi, hem de başarıyı/ utkuyu yaşamın gerçek anlamı içinde değerlendirebilenler/ kabullenenler için geçerlidir.
Büyük insan kendinden büyüğü tanır ve ona değer verir; her sözünü de ölçerek ve görgü kuralları içinde söyler.
Büyük olmadığını bildiği halde büyüklenenler sonunda yabanileşir ve yanlarına varılmaz olurlar, tehlikeli bir hal alırlar.
Büyük olduğunu sananların azıtmaları küçüklerin canını yakar.
Büyük olduğunu sananlar yaptıklarıyla kendilerini küçültürken, içinde yaşadıkları toplumu da hem küçültür, hem de zarar görmesine neden olurlar.
İnsan, amacının ve başarısının yüceliği ölçüsünde büyüktür.
Gerçekten büyük olanın zamanı geçmez.

Soruyorum: Ben neden büyüklük üzerine bir yazı yazdım bugün? Doğru yanıtlayanların hepsini kitaplarla ödüllendireceğime söz vererek afiyet ve esenlik dileklerimi iletirim.

Toplumsal değerler içinde aile yapısını öne çıkaran duygusal ağırlıklı bir oyun.

Oyuncuları hiçbir ayırım yapmaksızın yürekten kutluyorum. Oyuncuların sahneyi kullanımları, ses tonları, seyirciyle kurdukları gönül bağları, duyguları aktarmada yüreklerini ortaya koyuşları, sahneler arası geçişlerdeki uyum, esere ve rollerine hâkimiyet, diyaloglardaki canlılık, sahne tasarımı ve kostümler, dekor arasındaki bağlaşıklık bir profesyonel kadro karşısındaki gibi keyifle izlenme sağladı Ocak’a.

Oyunun Yönetmeni Ali Rıza Korkut, sahne ışıkları ve müzikleri de başarıyla seyirci arasından yönetirken, kuliste hiçbir aksamanın olmayacağından emin bir duruşla, seyirciyle birlikte eserini izliyor; tebrikler Korkut öğretmen.

Dilerim bütün Marmarislilere ulaşır bu oyun, Muğla ve ilçelerine taşınır. Aileler ve öğrencilerimizin aile bağlarının önemini ve özverinin değerini kavramaları için bu oyunu mutlaka görmelerini öneririm.

Tiyatro, zor bir sanat. Hazırlanmasında çok büyük emekler veriliyor, zamanlar harcanıyor. Büyük özverilerle –Marmaris için söylüyorum-hazırlanan tiyatro eserleri bir iki kez oynanarak bir kenara atılmasın, toplumun tamamına ulaştırılmaya çalışılsın. Tiyatroya emek verenler, ilgilenenler, olanakları olanlar bu önerimi lütfen aklınızda tutun; yok yok, tutmayın aklınızda, uygulayın. Lütfen!

Yeni Yılınız Kutlu Olsun

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN
BAKIŞ/ AHMET NİŞANCI
30 Aralık 2009
Eşimle beraber Marmaris’ten sağlık sorunlarımızı çözmek ve yakınlarımızı ziyaret etmek amacıyla ayrılışımız dört ayını doldurdu, beşinci ayına girdi. Oldukça uzun bir zaman bizim için bu süreç. Marmaris’i ve Marmaris’teki dostlarımızı, arkadaşlarımızı gerçekten çok özledik.

Bu uzun süreçte, içinde olmaktan büyük kıvanç ve onur duyduğum “Çağdaş Marmaris” gazeteme zaman ayıramayarak yazı yazamamak ve okuyucu dostlarımdan ayrı kalmak ayrı bir üzüntü olmuştur benim için. Ümit ederim yeni bir yıla başlarken yeni bir heyecanla, yine “Çağdaş Marmaris”te kaldığımız yerden başlayarak ulusumuz ve halkımız için iyi ve güzel olan düşüncelerle yazılarımı sürdürmeye çalışacağım. Gazetemdeki dostlarımdan ve okurlarımdan sorunlarım nedeniyle ayrı kaldığım bu süreç için özürlerimi kabul etmelerini ve bağışlanmamı dilerim.

Bir koca yılı daha insanlık ve ülkemiz için çözümlenmemiş, yığılmış kocaman sorunlarla geride bırakıyoruz.

İşsizlikler, yolsuzluklar, yoksulluklar, iç barışın zorlandığı bu günlerde ikinci plana düşmüş gibi görünse de gündemdeki yerini hep koruyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri üzerine oynanan iç ve dış güçlerin bileşkesindeki oyunlar, tertipler Türk halkı üzerinde hiç şüphe yok ki büyük bir etki ve tepki yaratmaktadır. Bu yakışıksız planlar yönetenlerin değerlendirilmesi açısından olumsuz gelişmelerdir. Türk halkı bu çirkin oyunları fark etmektedir ve gelecekteki demokrasi hareketlilikleri için mutlaka en iyi değerlendirmeyi yapacaktır.

Ulusumuzun, kurtuluş sonrası oluşturduğu devrimlerle geleceğimizin güvenliğine attığı temelleri yıkmak için yapılan her türlü girişim, Türk halkının bağrından yetişen ‘Türk Gençliği’nin asil kanlarında boğulacağına olan inancımızı asla sarsamayacaktır.

Ulusça duygu ve düşüncelerimizi insanlığın mutluluğu için yoğunlaştırarak, hakkın, adaletin, insan haklarının sağlanmasını gerçekleştirecek bir dünya kurulması özlemimizi hep canlı tutarak, yeni yılın hepimize, ulusumuza ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyorum , “Yeni Yılınız Kutlu olsun.” Diyorum.

Ulusumuzun Egemenlerinin Bayramı Kutlu Olsun

ULUSUMUZUN EGEMENLERİNİN BAYRAMI KUTLU OLSUN!
DOĞRU BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI 20 Nisan 2010
ahnisanci@gmail.com ahmetnisanci@windowslive.com

Anayasa madde 5. “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
Anayasa Madde 6. “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 90. yılını kutluyoruz.
Ülkemizi bugüne kadar yönetenler ile bundan sonra yönetecek olanlar, Anayasamızın sadece yukarıya alınan iki madde hükümlerini yerine getirmek için çaba göstermiş ve bağımsızlığımız için gereğini yapmış olsalardı, bugün ülkemizin ve yurttaşlarımızın çözülmemiş tek sorunu olmazdı. Bu bayramı gönül rahatlığı içinde büyük bir coşkuyla, birlik, huzur, güven, mutluluk içinde kutlamak da her yurttaşımız için büyük bir gurur olurdu.
Oysa bugün ulusumuz bağımsız değildir, özgür değildir, varlıklı, huzurlu ve mutlu değildir.
Türkiye bugün Avrupa Birliği Ulusları ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bir ahtapot gibi sarıp sarmaladığı ve her türlü hareketini ve karar kurumlarını kısıtladığı bağımlı bir ülkedir.
Türk ulusunun bağımsızlığı, bütünlüğü ve ülkenin bölünmezliği zedelenmiştir. Toplumda refah, huzur ve mutluluk kalmamıştır.
Her gün verilen şehitler artık ülkenin bağımsızlığını sağlamaya yetmemektedir. Bölücüler için tavizler verilerek her türlü kolaylığın sağlanmasına karşın, vatandaşın bütünlüğünün her geçen gün daha da zorlaştığı saklanamaz bir görüntü olarak her gün yaşanmaktadır.
Çatışmaların en kolay tetiklendiği Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar arasında sıkışmış ülkemizin, gerçek dost diyebileceği bir tek ülke yoktur etrafında. Batılılarca bir ateş çemberi içine alınmış ülkemiz Sevr’in yaşama geçirilebilmesi için ekonomik, siyasal ve rejimsel baskılar altında bocalatılmaktadır; hem de insan hakları, özgürlük, eşitlik masallarıyla. Elimizde Cumhuriyetle kazanılmış ne var ne yok babalar gibi satılmış, savulmuş ve kapitalizmin, daha doğrusu emperyalizmin egemenliğine ulus ekonomisi teslim edilmiştir.
İşsizlik ve yoksulluğun büyümesi gasp ve hırsızlıkları artırırken, haksız ve kanıtsız suç yaratmalarla yıpratılan toplumda giderek artan bireysel hak arama gayretleri şiddete dönüşmüştür. Sokaklar savaş alanıdır ve evde olsun, sokakta olsun vatandaşın can güvenliği, bir başka deyişle özgürlüğü yoktur.
Demokrasi, anayasanın sayfaları içinde işlenmiş sıradan bir konudur sadece; kendisi yoktur. Yasallık çerçevesinde emekçi sınıfların demokrasi için savaşım vermesi, ancak polis devletlerinde görülebilecek şiddetle, copla, biber gazıyla, yangın söndürücü itfaiyecilerden daha hızlı tazyikli sularla engellenmektedir. Bölücülere karşı- asla uygun görmediğimiz- birkaç kişisel yanlış girişimin sorumlusu olarak emniyetin atanmışları, polis müdürleri görevden alınırken, her gün gözyaşlarıyla uğurlanan polis, asker şehitlerimiz için neden İçişleri Bakanının, Milli Savunma Bakanı’nın sorumlu tutulup görevden alınmadığını ya da onların istifa etmediklerini anlamakta zorlanıyor halkımız.
Bu ülkede haksız yönetenlere arka çıkanlar, haksız zenginliklere ulaşarak refah, huzur ve mutluluk içinde yaşıyorlar. Ülkemizin dünyanın en zengin ilk yirmi ülkesinden biri olduğu yalanını söyleyenler yüzde yirmilere doğru yaklaşan işsizler ordusunun sorunlarını ustaca görmezden geliyorlar; milletin gözünün içine baka baka yiyorlar, geziyorlar; hem de ne yeme, ne gezme!..
Bu ülkenin egemenleri, Ulusal Egemenlik Bayramınız kutlu olsun!
Çocukların bayramı mı?
Ulus egemen değilse çocukların adları nasıl okunur?
Bir kez daha Ulusal egemenlik savaşı başlatmak ve kazanmakla okunacak çocuklarımızın adları!
Sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve askeri alanda ulusumuzun tam bağımsızlığı ve halkımızın egemenliği adına kazanılacak savaştır bu savaş; kayıtsız ve şartsız!

TBMM’DEN FOTOĞRAFLAR: ANAYASA, İNÖNÜ KAVGALARI VE ŞEHİTLER

TBMM’NDEN FOTOĞRAFLAR:
ANAYASA, İNÖNÜ KAVGALARI ve ŞEHİTLER
DOĞRU BAKIŞ/ Ahmet NİŞANCI
5 Mayıs 2010

Bir demokrasi savunmasıdır gidiyor. Hem nalına hem mıhına vurarak; savunma dediğin işte böyle yapılır dercesine!
Sana yakın olanları bile inandırmakta zorlanıyorsan, başını belaya sokacaksın yakınlarının ki senin yanından uzaklaşamasınlar, sana bağlanmak değil, âdeta yapışsınlar, kul olsunlar, köle olsunlar. Başlarını belaya sokmak için her türlü hücum gücünü kullanacaksın; liderlik budur işte!
Bir madde düşünce kıyamet koptu TBMM’de. Birileri önce maddeye oy vermeyen AKP’li milletvekillerini tespit listeleri çıkarmaya çalıştı. Listenin görüntülenmesiyle listenin hazırlayıcısı ile listeye girenler arasında tartışmalar yaşandı. Listeye adlarının konduğunu öğrenen milletvekilleri “Başbakan’a yağcılık yapıyorlar.” diye yükselttiler seslerini; sanki kendileri yağcılık yapmazlarmış gibi. Arkasından hiç değilse kendileri için çok önemli diğer iki maddenin kurtarılabilmesi adına Başbakan’ın grubu yumuşatmaya, her zaman ki kendi politik davranışına yönlendirmeye yönelik, değil gözleri yaşartmak, salya sümük ağlatan konuşmasıyla AKP’de dalgalanmaların önüne geçildi. Bu sayede önemli bir maddenin daha alkışlarla ve başbakanın boynuna sarılmaya varan yağcılık koşusuyla meclisin onayından geçtiği müjdelendi: 1.İnönü Savaşı kazanmış ve “Siz orada yalnız düşmanı yenmediniz, milletin geriye dönmüş talihini de yendiniz.” gururlu edası ile çalkalanmadığı kaldı AKP grubunun.
Grubun razı edilmesi adına yaptığı konuşmada kantarın topunu kaçırınca “İnönü Savaşları”nı başlattı Sayın Başbakan.
Kurtuluş Savaşı’nın muzaffer Batı Cephesi Komutanı, Lozan Zaferi’nin mimarı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ikinci adamı ve sağlığında Atatürk’ün çok arzu etmesine ve iki kez denemesine karşın koşulların uygunluk sağlamaması nedeniyle sonuçlandıramadığı demokrasi deneyiminin kahramanı İsmet İnönü de nasibini aldı Sayın Başbakan’dan.
Hem de ne alış!
Aziz Nesin’in yazılarından alıntılarla, CHP Genel Merkezi’nde asılı Nazi bıyıklı resimleriyle o günkü TBMM görkemli oturumlarına konuk edildi İsmet Paşa; “Acaba İsmet Paşa olmasaydı ben şimdi nerede olurdum?” diye düşünülmeden, değerlendirilmeden. Dilin kemiği yok işte.
Her şey hukukun üstünlüğü, özgürlük, hak, adalet için TBMM’nde (?).
Gerçekten öyle mi acaba?
Eğer doğruysa, tam da bugünlerde yükselen terör eylemlerinin ve ardı ardına aralıksız şehitlerin verilmesiyle süren süreçte sorumlularının peşinde olması gereken askerimiz neden adliye koridorlarında hesap sorulur uygulamaların içindeler?
Ordumuza moral vermek için mi yapılıyor bütün bunlar(?!).
Şehitlerimiz “Vatan sağ olsun!” diyerek can verdiler; anne/ babaları “Vatan sağ olsun!”diyerek içlerine akıtıyorlar gözyaşlarını.
Şehitlerimiz için akması gereken devletin gözyaşları nerede?
Devletin gözyaşları, Başbakanın demokrasi (!) mücadelesinin duvarlarına kilitlenmiş, halkın kahırlarında saklanmış, akmıyor!
Halk şehitlerine ağlarken, iktidarın gözyaşları kendisi için yapacağı Anayasa değiştirecek maddelerin geçmeyenlerine kilitli!
Yazık, çok yazık! Biz bu muyuz?

Sayın Mustafa Yıldırım/ Yazar

Sayın
Mustafa Yıldırım
Yazar

“Hemen yanıtlamış olmanızla size olan inanım daha da güçlendi. İşini böylesine ciddiye alanlara ancak saygı duyulur.”diye başlayıp ”Yine bir yağcının eline mi düştük?” diye sizi yanıltmak istemem, ama gerçekten çok sevindim hemen yanıtlanmakla; teşekkür ederim.

Çağdaş Marmaris Gazetesi’ndeki yazılarınızın neden kesildiğini ben de merak ettim. Gazetenin sahibi benim gibi bir edebiyat öğretmeni, arkadaşım Mehmet Emin Berber’dir. Onunla yüz yüze görüşünce nedenini anlayıp sizi yanıtlamak, kendi merakımı da gidermek isterim.

Yazılarım için sizin gibi bir araştırmacı yazarın görüşlerini öğrenmek ve eleştirilerinden yararlanmak elbette benim için büyük bir kazanç olacaktır. Ancak, internet üzerinden bu tür yorum ve tartışmalara girmek istemeyişinizi saygıyla karşılarım, dahası bu yanıtınızdan bir de ders çıkarırım kendim için. Ama-eğer sakınca yaratmazsa- ben sizin yazılarınızı okuyabilmek, faydalanabilmek için elektronik posta kutumda sürekli arayacağım. Ayrıca Anadolu Gazeteleri’ni desteklemek amaçlı görüşünüzden de güç alarak, Çağdaş Marmaris Gazetesi’nde de- neden kesintiye uğradığının anlaşılabilir bir yanıtı varsa-zaman zaman yazılarınızın yeniden yayımlanmasına izin verip veremeyeceğinizi de öğrenmek isterim.

Çağdaş Marmaris Gazetesi İnternet Adresi: cagdasmarmaris.net
Çağdaş Marmaris Elektronik Posta Adresi: cmarmaris@gmail.com şeklindedir.

İlginiz için tekrar teşekkürlerimi ve en içten sağlık ve başarı dileklerimi sunarım.

Ahmet Nişancı

OCAK

OCAK
Avlanmaya çıkan ilk insan avını daha kolay yakalayabilmek için hayvanın sesini taklit ederek ilk oyununu oynuyor. Belki de ilk tiyatro oyunu bu taklit. Öteki sanatlar, dans, müzik şiir arkadan gelmiş olmalı.

Belki de karnını doyurup, kendini güvenceye, korumaya aldığı bir sığınağı olduktan sonra, mutluluğunu anlatabilmek için dans eden ilk insan, duygularını, heyecanlarını ortaya koyarak ilk oyununu oynuyor.

Danstaki ritim insanı yüksek bir duygu ortamında heyecanın doruğuna çıkarır.
Taklit ya da dans ilkel insanın ilk oyunları olarak günümüz tiyatro sanatının ilk örnekleri, başlangıcı olarak kabul edilse yeridir.

Günümüz insanı duygu ve heyecanlarını yansıtmada olsun, mutluluk aramada olsun eğlenme gereksinimini karşılamak için bir araç olarak olsun, eğitim aracı olarak olsun tiyatroyu bir yaşam biçimi olarak toplumsal yaşamına katamıyorsa eksik yaşıyor demektir.

Türkiye, tiyatro fakiri bir ülke. Devlet ve şehir tiyatrolarını ülkeye yayamamışız. Özel tiyatrolar seyirci yetiştirememenin ve devletten ödenek alamamanın verdiği ekonomik yetersizlikler nedeniyle çoğalamıyor ve var olanlar da yaşayabilmek için büyük özveriler içinde can çekişerek yaşıyor. Yaz turneleriyle Anadolu’ya çıkıp halkla buluşmak, hem oyunlarını daha çok insanla buluşturmak, hem de sanatçılarını ekonomik yönden desteklemek amaçlı çalışmaları bir türlü istenilen olumlu sonuçları yaratamıyor. Doğal olarak bundan en çok etkilenenler sanatçılarla birlikte, kendisine ulaşılamayan ve tiyatrodan gerekli edinimleri sağlayamayan Anadolu insanı oluyor.

Tiyatro hem bir eğlence, hem de bir eğitim aracı, okul. Anadolu insanı tiyatro gereksinimini okul tiyatroları ve amatör yerel tiyatrolarla karşılamaya çalışsa da yeterli olmuyor. Ya da bu tiyatrolar kendilerini sergilemede yetersiz kalıyorlar, herkese ulaşamıyorlar.

Marmaris, tiyatro ve tiyatro salonları zengini olmasa da yine de şanslı bir kent sayılabilir.
Sunum ve donanımları yeterli olmasa da Maskot ve Özbek, tiyatro etkinliklerine katkı sağlamaya çalışıyorlar. Turnelerle gelen oyunlar Marmarislilerle buluşuyor. Kişisel gayretleriyle tiyatroya renk katan Celil Yağız Marmaris için ayrı bir değer sanat alanında.

VE MUTLU EDEN BİR OYUN: OCAK

Marmaris ‘li öğretmenlerin sanat etkinlikleri içinde bu yıl sahneledikleri ve 27 Mayıs akşamı İçmeler Belediye Salonunda galasını yaptıkları Turgut Özakman’ın “Ocak” oyunu-ki birkaç kez oynanacak- gerek seçimi, gerekse sahnelenmede gösterilen başarısıyla uzun süre kendisinden söz ettirecek, başarılı bir çalışma. Takdim edilişte, görev alanların belki de alçak gönüllülük gösterilerek isimlendirilmemiş olmasını bir eksiklik olarak gördüğümden, oyunun ve oyuncuların kimliklerini vererek başlayacağım eleştirime.

Oyunun Adı: Ocak
Yazar: Turgut Özakman
Sahneye koyan: Ali Rıza Korkut/Türkçe Öğretmeni

Oynayan Öğretmenler
Büyük Hanım: Türkân Hızlı
Anne: Nurgül Çetinkaya
Baba: Ali Özkan
Büyük Oğul: Cihan Taşyar
Ortanca Oğul: Abdurrahman Mülazımoğlu
Küçük Oğul: Giorgi(Yorgi) Taşhoyan/ 8.Sınıf Öğrencisi
Kız Oğul(Sevgi): Feyzan Çoban

Geçinme sıkıntısı içinde olan bir ailede birbirine bağlılığı ve dayanışmayı, annenin eş ve evlatlar üzerine titreyişini, hayal âleminde yaşayan bir aile büyüğünün(Büyük hanım) incitilmeden korunmasını, kardeşler arasındaki duygulandıran çekişmeler içinde sevgiye dayalı bir barışıklığı, vurdumduymazlığın hoşgörü ortamında nasıl sorumluluk yüklenmeye dönüşebildiğini, birbiriyle kaynaşmış bir ailenin şöyle ya da böyle mutluluğu yakalayabildiğini gösteren, eğlendirirken düşündüren bir oyun Ocak.

İNSAN, AMACI VE BAŞARISI ÖLÇÜSÜNDE BÜYÜKTÜR

İNSAN, AMACI VE BAŞARISI ÖLÇÜSÜNDE BÜYÜKTÜR
DOĞRU BAKIŞ /Ahmet NİŞANCI
5 Haziran 2010

Büyük olmak tutkusu pek çok insanın ortak isteğidir. Ama zor iştir büyük insan olmak.
Büyük olabilmek, büyük görünmek için nice insanlar vardır küçülen, küçükleşen.
Bazı insanlar vardır başkalarını küçülterek, bazıları da kendilerinden küçük gördüklerini korurken ya da koruduğunu sanırken büyüdüklerine inanırlar.
Büyük olduklarına inananlar, güçleri ile bilinçlerini birbirinden ayırt ettiklerinde büyüklüğe aşırı aykırılık yaratarak çevrelerine zarar verirler.
Sırtlarında taşıdıklarından zarar görenler, onların aslında büyük olmadığını yere fırlatma başarısını gösterebilirlerse geç de olsa fark edeceklerdir; çünkü gerçekten büyük olmayanlar yere düşünce sürünmeye başlarlar, iyice onursuzlaşırlar.
Gerçek büyük insanı aşağıdan bakarak göremezsiniz; o, dağ gibi yüksektir, görmek için seviyesine yükselmeye çalışmalısınız.
Büyüklük hem başarısızlığı/ yenilgiyi, hem de başarıyı/ utkuyu yaşamın gerçek anlamı içinde değerlendirebilenler/ kabullenenler için geçerlidir.
Büyük insan kendinden büyüğü tanır ve ona değer verir; her sözünü de ölçerek ve görgü kuralları içinde söyler.
Büyük olmadığını bildiği halde büyüklenenler sonunda yabanileşir ve yanlarına varılmaz olurlar, tehlikeli bir hal alırlar.
Büyük olduğunu sananların azıtmaları küçüklerin canını yakar.
Büyük olduğunu sananlar yaptıklarıyla kendilerini küçültürken, içinde yaşadıkları toplumu da hem küçültür, hem de zarar görmesine neden olurlar.
İnsan, amacının ve başarısının yüceliği ölçüsünde büyüktür.
Gerçekten büyük olanın zamanı geçmez.

Soruyorum: Ben neden büyüklük üzerine bir yazı yazdım bugün? Doğru yanıtlayanların hepsini kitaplarla ödüllendireceğime söz vererek afiyet ve esenlik dileklerimi iletirim.

MUTLULUK

MUTLULUK
(Mesude ve Cengiz’e)

HEP BÖYLE GÜZEL GEÇSİN YILLAR, SİZİN SARIP IŞITTIĞINIZ KADAR
NE DENİZLER SARSIN SİZİ, NE YILDIZLAR IŞITSIN.

TATLI BAKIŞLARINIZDA ERİSİN, KÖRDÜĞÜM OLSUN EZEL,
DOĞA’NIN HOYRATÇA VERDİĞİ SANCI VE HAYAL BİTSİN.

HAYAT DOLU GENÇLİĞİNİZ MUTLULUKLA YÜRÜSÜN,
BİTMESİN TATLI RÜYANIZ, EBEDİYEN SÜRSÜN.

Ahmet Nişancı
15 Eylül 1971, Çarşamba, Saat:20.00

E…’e

E…’e

ENGİN BİR SUDUR DENİZ
DOLUYUM BEN ONUNLA
İÇİMDE KAYNAYAN VOLKAN
ZEYTİN RENGİ BİR DENİZ

TATLI BİR DENİZ
OLGUN BİR DENİZ
LALELER GİBİ AÇAN
KIRMIZI GÜN IŞIĞI
UMUT DOLU
NADİDE BİR DENİZ

Ahmet Nişancı
13 Mart 1963

KADINLARIMIZ

KADINLARIMIZ
Arttıkça mutluluğa özlemim
Siz gelirsiniz lepiska saçlarınızla usuma,
Bahar yağmurlarının çisentisinde,
Ayvalık’ta bir zeytin bahçesi
Gözleriniz gelir,
Ve beni Boğaziçi’nin temmuz bunaltısından alan
Gök kuşağı kollarınız…
Alır götürür beni kollarınız Rumelihisarı’nda
Mahzenlerin aydınlattığı şarap kokularına…
Ellerimi kaybettiren kadehler
Bir şişe kızıl şarap kokusu aydınlığında
Sizi getirir bana;
Öperim güneş aydınlığındaki gül ellerinizden,
Ellerinizden yıldızlar düşer dudaklarıma,
Alırım ak ellerinizi avuçlarımın içine,
Dünyam değişir,
Bir demet nar kırmızısı
Ya da beyaz gül ellerinizde
Mutluluğa uyanırım.